7. Medya ve Görsel Kültür Tezi: Porno Ana Akımdan Ayrı Değil, Onun Gölgesidir
Pornografi çoğu zaman ana akım kültürün dışında, karanlıkta, gizli odalarda, yasaklı sitelerde, arka raflarda, sansür kararlarında ve ahlak tartışmalarında düşünülür. Sanki pornografi başka bir dünyaya aittir. Sanki gündelik görsel kültür temizdir, pornografi kirli. Sanki reklam, moda, müzik klibi, magazin, sosyal medya ve sinema bedeni yalnızca estetik amaçla kullanır; pornografi ise onu bozar. Bu ayrım rahatlatıcıdır. Ama tam doğru değildir.
Çünkü pornografi ile ana akım görsel kültür arasında keskin bir duvar yoktur. Daha çok geçirgen bir sınır vardır. Pornografi, ana akım görsel kültürün dışında değil; onun gölgesinde durur. Ana akım kültür bedeni parlatır, düzenler, arzulanabilir hale getirir, satar, teşhir eder, estetikleştirir, marka değerine bağlar. Pornografi ise bu mantığı daha çıplak, daha doğrudan ve daha az örtülü biçimde sürdürür. Aradaki fark her zaman özde değil, meşruiyet dilindedir. Reklam “çekicilik” der. Moda “stil” der. Magazin “güzellik” der. Sosyal medya “özgüven” der. Klip “performans” der. Sinema “estetik” der. Pornografi “arzu”yu daha doğrudan söyler.
Ama hepsi bedeni dolaşıma sokar. Bu yüzden pornografi ana akımdan tamamen ayrı bir sapma gibi okunamaz. O, ana akım görsel kültürün bastırdığı, üzerini örttüğü, süslediği ve başka kelimelerle pazarladığı arzunun daha açık biçimidir. Ana akım kültür pornografiyi kınarken, pornografik bakıştan sürekli beslenebilir. Bu bölümün ana sorusu budur: Pornografik bakış gerçekten yalnızca pornografinin içinde mi yaşar? Yoksa reklamda, modada, magazinde, sosyal medyada, haber dilinde, müzik klibinde, influencer estetiğinde ve hatta politik imaj üretiminde de mi dolaşır? Bu soruyu sormadan pornografi tarihi eksik kalır.
Çünkü pornografi bir görüntü rejimidir. Ama modern dünya da bütünüyle görüntü rejimidir. İnsan bedeni artık yalnızca fiziksel varlık değildir; profil fotoğrafı, reklam yüzü, marka imgesi, takipçi aracı, etkileşim nesnesi, haber malzemesi, estetik proje, veri kaynağı ve yapay zekâ modelinin hammaddesidir. Pornografi bu büyük görsel ekonominin en açık yüzlerinden biridir. Ama tek yüzü değildir.
7.1 Reklam, Moda ve Erotik İmge
Pornografi ile ana akım görsel kültür arasında keskin bir duvar yoktur. Reklam, moda, klipler, magazin ve sosyal medya sürekli erotik imge kullanır. Beden, dikkat çekmek için kullanılır. Bakış, ürün satmak için düzenlenir. Arzu, marka değerine dönüştürülür. Çekicilik, ekonomik bir araç haline gelir. Burada soru şudur: Aynı beden reklamda serbestken pornografide neden yasaktır?
Bu soru basit değildir. Çünkü aynı görüntü farklı bağlamlarda farklı anlamlar kazanır. Bir beden reklamdaki parfüm şişesinin yanında “sofistike çekicilik” olarak okunabilir. Moda çekiminde “estetik cesaret” sayılabilir. Müzik klibinde “sahne enerjisi” olabilir. Sosyal medyada “özgüven” olarak pazarlanabilir. Magazinde “güzellik” diye dolaşıma sokulabilir. Ama aynı beden pornografik bağlamda göründüğünde bir anda “müstehcen”, “ahlaksız”, “yasak”, “sakıncalı”, “ayıp” veya “skandal” haline gelebilir. Beden aynı bedendir. Ama ona verilen isim değişmiştir.
Bu bize şunu gösterir: Toplumlar çoğu zaman bedene değil, bedenin hangi bağlamda, kimin kontrolünde ve hangi amaçla göründüğüne tepki verir. Reklamda beden ürünün hizmetindedir. Modada beden estetiğin hizmetindedir. Magazinde beden merakın hizmetindedir. Sosyal medyada beden etkileşimin hizmetindedir. Pornografide beden arzunun hizmetinde olduğu açıkça kabul edilir. Sorun da çoğu zaman bu açıklıktır.
Ana akım kültür bedeni erotikleştirir ama bunu başka kelimelerle yapar. “Çekici”, “iddialı”, “cesur”, “göz alıcı”, “feminen”, “maskülen”, “zarif”, “fit”, “ikonik”, “sınırları zorlayan”, “özgüvenli” gibi kelimeler kullanılır. Bu kelimeler erotik imgeyi estetik, moda, sağlık, güç, başarı ya da marka dili içinde meşrulaştırır. Pornografi ise aynı dolayımı çoğu zaman kullanmaz. Bu nedenle ana akım kültür kendini daha temiz gösterebilir. Ama bu temizlik çoğu zaman dilsel bir temizliktir. Bakış aynı bakış olabilir.
Reklamın erotik imgeyi kullanması yeni değildir. Modern reklamcılık uzun zamandır bedeni dikkat çekme aracı olarak kullanır. Ürünle doğrudan ilişkisi olmayan bedenler, ürüne arzu değeri katmak için sahneye çıkarılır. Bir otomobil, bir parfüm, bir içecek, bir saat, bir kıyafet, bir telefon ya da bir tatil deneyimi, çoğu zaman yalnızca işleviyle değil, arzu vaadiyle satılır. Reklam şunu söyler: Bu ürünü alırsan daha çekici olursun. Bu kokuyu sürersen arzulanırsın. Bu arabaya binersen statü kazanırsın. Bu kıyafeti giyersen bakışları toplarsın. Bu bedene yaklaşırsan hayata yaklaşırsın. Yani reklam, ürünü bedene bağlar.
Beden de ürüne erotik enerji verir. Burada pornografiyle reklam arasında derin bir akrabalık vardır. Pornografi bedeni doğrudan arzu nesnesi olarak sunar. Reklam ise bedeni arzu nesnesi yaparak başka bir şeyi satar. Pornografi görüntünün kendisini satar; reklam görüntünün enerjisiyle ürünü satar. İkisi arasındaki fark bazen şudur: Pornografi bedeni ürün yapar. Reklam bedeni ürünün ambalajı yapar. Ama her iki durumda da beden pazara sokulur.
Moda da benzer biçimde çalışır. Moda bedeni giydirir ama aynı zamanda bedeni teşhir eder. Kumaş, kesim, duruş, yürüyüş, bakış, incelik, pürüzsüzlük, gençlik, zayıflık, kas, duruş ve fotoğraf estetiği üzerinden bedenin nasıl arzulanabilir görüneceğini belirler. Moda pornografi değildir. Ama moda, bedenin görsel ekonomisini kuran en güçlü alanlardan biridir. Moda çekimi çoğu zaman “çıplaklık” ile “estetik” arasındaki ince çizgide dolaşır.
Aynı açıklık, aynı poz, aynı bakış ve aynı bedensel vurgu, moda bağlamında “sanatsal” veya “cesur” sayılabilir. Daha düşük sınıfsal, daha yerli, daha popüler ya da daha doğrudan arzusal bir bağlamda ise “müstehcen” sayılabilir. Bu da bize sınıf meselesini gösterir. Aynı beden zengin ışıkta sanat olabilir. Ucuz ışıkta ayıp olabilir. Aynı çıplaklık yabancı dergide cesaret olabilir. Yerli üretimde ahlaksızlık olabilir. Aynı erotik ima lüks markada estetik olabilir. Düşük bütçeli içerikte bayağılık olabilir.
Bu nedenle pornografi ile ana akım görsel kültür arasındaki ayrım yalnızca ahlaki değil, sınıfsaldır. Hangi bedenin hangi mekânda, hangi kamerayla, hangi dergide, hangi platformda, hangi markanın gölgesinde ve hangi kültürel sermayeyle göründüğü, onun nasıl adlandırılacağını belirler. Bedenin kendisi kadar, bedenin çevresindeki meşruiyet dekoru önemlidir.
Ana akım görsel kültür, erotik imgeyi meşrulaştırmak için estetik dekor kullanır. Siyah-beyaz fotoğraf, lüks marka, sanat yönetimi, yabancı dil, dergi kapağı, galeri duvarı, festival filmi, pahalı kıyafet, ünlü fotoğrafçı, sofistike müzik, şiirsel slogan, “beden olumlama” dili ya da “özgüven” mesajı bu dekorun parçası olabilir. Bu dekor, görüntüyü pornografik olmaktan çıkarmaz belki; ama onu kabul edilebilir hale getirir. Yani mesele yalnızca ne gösterildiği değildir. Ne adına gösterildiğidir.
Bu yüzden “aynı beden reklamda serbestken pornografide neden yasaktır?” sorusunun cevabı, toplumun ikiyüzlülüğünde saklıdır. Toplum bedeni tamamen reddetmez. Bedeni sürekli kullanır. Ama onun hangi adla, hangi sınıfsal bağlamda, hangi ekonomik amaçla ve hangi kontrol altında kullanılacağını belirlemek ister. Reklamda beden kontrol altındadır. Moda dergisinde beden kontrol altındadır. Magazinde beden kontrol altındadır. Sosyal medyada bile algoritma, marka ve estetik normlar bedeni kontrol eder. Pornografide ise arzu daha açık biçimde görünür olduğu için toplum kendi bakışını inkâr etmekte zorlanır.
Pornografi rahatsız edicidir çünkü ana akım kültürün üstünü örttüğü şeyi açıkça söyler: Beden satıyor. Arzu satıyor. Bakış satıyor. Dikkat satıyor. Bu yüzden pornografi ana akımın dışındaki kirli yabancı değil, ana akımın aynaya bakmak istemediği gölgesidir. Magazin kültürü bu gölgenin en belirgin alanlarından biridir. Magazin, pornografi üretmez gibi görünür. Ama bedenleri sürekli teşhir eder, kıyaslar, yorumlar, parçalara ayırır, yaşlandırır, gençleştirir, kilo aldırır, kilo verdirir, “cesur kıyafet” der, “frikik” der, “sosyal medyayı salladı” der, “olay poz” der, “çok konuşuldu” der. Bu dil doğrudan pornografik olmayabilir.
Ama pornografik bakışı besler. Çünkü beden yine izlenebilir, değerlendirilebilir, konuşulabilir, yargılanabilir ve tıklanabilir nesne haline gelir. Özellikle kadın bedeni magazin tarafından sürekli olarak arzuyla ahlak arasında dolaştırılır. Bir yandan güzellik ve çekicilik üzerinden pazarlanır. Diğer yandan “fazla açık”, “fazla iddialı”, “fazla cesur”, “fazla değişmiş” gibi yargılarla denetlenir. Magazin, pornografiyi kınayabilir. Ama pornografik merak ekonomisinden beslenir.
Bu ikiyüzlülük haber dilinde de görülür. Bir mahrem görüntü ihlali yaşandığında medya “görüntüleri yayıldı”, “skandal video”, “sosyal medya çalkalandı” gibi başlıklarla olayı haberleştirebilir. Görüntüyü doğrudan göstermese bile, okurun zihninde erotik merak üretir. Böylece medya kendini pornografik içerik yayımlamamış gibi savunur; ama pornografik bakışı harekete geçirir. Görüntüyü göstermeden de pornografikleştirebilirsiniz. Bu, ana akım medyanın en sinsi gücüdür.
Müzik klipleri ve popüler performans kültürü de erotik imgeyi sürekli kullanır. Beden sahnenin parçasıdır. Dans, kıyafet, kamera, bakış, ritim, ışık ve kurgu bedeni arzulanabilir bir yüzeye dönüştürür. Burada cinsellik çoğu zaman “enerji”, “özgüven”, “sahne gücü”, “pop estetiği” ya da “imaj” adıyla meşrulaşır. Bu meşruiyetin sınırları yine cinsiyetlidir.
Erkek bedeni sahnede güç, kas, statü ve hâkimiyet üzerinden kodlanabilir. Kadın bedeni ise daha kolay biçimde çekicilik, arzu ve teşhir üzerinden okunur. Kadın performansçı kendi bedenini sahnede aktif biçimde kullanıyor olsa bile, toplum onu hem tüketir hem yargılar. Bu çifte durum Türkiye’de çok belirgindir. Kadın şarkıcının kıyafeti konuşulur. Kadın oyuncunun sahnesi konuşulur. Kadın influencer’ın pozu konuşulur. Kadın sporcunun bedeni konuşulur. Kadın siyasetçinin görünümü bile konuşulur. Kadının bedeni kamusal alana çıktığında, o beden hemen yorumlanabilir hale gelir. Ana akım kültür bu yorumu normalleştirir.
Pornografi ise bu bakışın yalnızca daha çıplak biçimidir. Sosyal medya bu sınırı daha da bulanıklaştırmıştır. Artık bedenin dolaşımı yalnızca reklam ajanslarının, moda dergilerinin, televizyonların, yapımcıların ve pornografi şirketlerinin elinde değildir. İnsanlar kendi bedenlerini kendileri sunar. Profil fotoğrafları, hikâyeler, videolar, filtreler, spor paylaşımları, güzellik içerikleri, danslar, trendler, moda çekimleri ve influencer estetiği bedenin sürekli sahnelenmesine yol açar. Bu, bir yönüyle özneleşme gibi görünür. İnsan kendi görüntüsünü kendi üretir. Kendi bedenini kendi sunar. Kendi izleyicisini kendi kurar.
Kendi markasını kendi oluşturur. Ama bu özgürlük mutlak değildir. Çünkü sosyal medya da kendi pornografik olmayan ama erotikleşmiş görsel ekonomisini kurar. Algoritma dikkat çeken bedeni ödüllendirebilir. Etkileşim bedeni daha fazla görünür kılabilir. Marka işbirlikleri belirli güzellik normlarını teşvik edebilir. Filtreler pürüzsüzlük standardını güçlendirebilir. Takipçi kültürü görünürlük baskısı yaratabilir. Böylece kişi kendi bedenini özgürce sergilediğini sanırken, platformun görünürlük mantığına uygun beden üretmeye başlayabilir. Sosyal medya pornografi değildir. Ama pornografik bakışın toplumsallaştığı alanlardan biridir.
Burada pornografik bakış derken açık cinsel içerikten söz etmiyoruz. Bedenin sürekli izlenebilir, değerlendirilebilir, arşivlenebilir, kıyaslanabilir, etkileşim üretir hale getirilmesinden söz ediyoruz. Bir insanın kendi bedenine dışarıdan bakan hayali kamerayla yaşaması, sosyal medya çağının temel deneyimlerinden biridir. Bu durum pornografiyle akrabadır. Çünkü pornografik bakış da bedeni öznenin yaşadığı yer olmaktan çıkarıp izleyicinin değerlendirdiği yüzeye dönüştürür.
Türkiye’de sosyal medya bu açıdan özellikle çelişkilidir. Bir yanda ahlaki baskı güçlüdür. Diğer yanda beden görünürlüğü yoğun biçimde teşvik edilir. Kadınlar güzel, bakımlı, çekici, fit, modern, dikkat çekici olmaya çağrılır. Ama aynı görünürlük “fazla” bulunduğunda ahlaki yargı başlar. Bu, Türkiye’nin görsel kültür paradoksudur. Kadın görünmezse değersizleştirilir. Görünürse yargılanır. Çekici olmazsa eleştirilir. Çekici olursa suçlanır. Kendi bedenini kontrol ederse tehdit sayılır. Başkasının bakışına hizmet ederse tolere edilir.
Bu paradoks pornografi tartışmasını doğrudan etkiler. Çünkü pornografik temsilin yasaklanması ya da kınanması, ana akım kültürün erotik imgeyi kullanmasını durdurmaz. Toplum bir yandan pornografiyi ahlaki tehdit sayar; diğer yandan reklam, moda, magazin, klip ve sosyal medya üzerinden bedeni sürekli erotikleştirir. Bu yüzden “pornografi toplumun dışında” demek eksiktir. Pornografi toplumun içinde dolaşan erotik bakışın uç noktasıdır.
Ana akım kültürle pornografi arasındaki farklardan biri, kontrol meselesidir. Ana akım erotik imge genellikle daha kontrollüdür. Marka kontrol eder. Fotoğrafçı kontrol eder. Dergi kontrol eder. Reklam ajansı kontrol eder. Platform kontrol eder. Sansür sınırı kontrol eder. Görüntü belli bir estetik ve ticari çerçeveye oturtulur.
Pornografi ise arzunun daha doğrudan ekonomikleştirildiği alan olduğu için daha fazla ahlaki panik yaratır. Ama bu panik, ana akımın bedeni nasıl kullandığını görmeyi engellememelidir. Çünkü reklam bedeni kullanır. Moda bedeni kullanır. Magazin bedeni kullanır. Sosyal medya bedeni kullanır. Pornografi de bedeni kullanır. Fark, kullanımın adında ve yoğunluğundadır.
Bu noktada “yasak” meselesi de yeniden düşünülmelidir. Bir toplum reklamda erotik imgeyi serbest bırakıp pornografiyi tamamen dışarı atıyorsa, aslında bedene değil, bedenin açıkça cinsel bağlamda kullanılmasına tepki veriyor olabilir. Ama bu tepki çoğu zaman tutarlı değildir. Çünkü reklam da cinsel çağrışımı kullanır; sadece onu ürün, estetik ve statü dilinin içine saklar. Bu nedenle pornografi tartışmasında asıl soru yalnızca “görüntü ne kadar açık?” olmamalıdır. Şu sorular sorulmalıdır: Bu görüntü kimin arzusuna göre kurulmuş? Beden özne mi, nesne mi? Rıza var mı? Emek koşulları nedir? Görüntü kişiye zarar veriyor mu?
Beden hangi ürünü, hangi fikri, hangi normu satmak için kullanılıyor? İzleyiciye ne öğretiliyor? Kadın bedeni yine teşhirin ve yargının merkezi mi yapılıyor? Bu sorular reklam için de sorulmalıdır, moda için de, magazin için de, pornografi için de. Çünkü ana akım görsel kültür kendini pornografiden ayırarak ahlaki üstünlük kurmaya çalışabilir. Ama bedenin metalaştırılması, parçalanması, sürekli gençlik ve kusursuzluk normlarına sokulması, arzu nesnesi haline getirilmesi ve izleyici bakışına göre düzenlenmesi yalnızca pornografide olmaz. Ana akım kültür de bedeni tüketir. Sadece çoğu zaman daha şık tüketir. Bu cümle serttir ama önemlidir.
Reklamın, modanın ve magazinin erotik imgeyi kullanması, pornografiyi otomatik olarak meşrulaştırmaz. Buradaki amaç “reklamda da var, o zaman pornografi de sorun değildir” demek değildir. Tam tersine, mesele daha derindir: Eğer pornografide bedeni nesneleştirmek sorunluysa, ana akım kültürde aynı bakışın daha sofistike biçimlerini de sorgulamak gerekir. Ahlaki tutarlılık bunu gerektirir.
Pornografi eleştirisi yalnızca pornografiyle sınırlı kalırsa, ana akım görsel kültür kendini temize çıkarır. Oysa aynı sistem kadın bedeninden, gençlik idealinden, güzellik baskısından, erkek bakışından, arzu ekonomisinden ve dikkat piyasasından beslenir. Pornografi bu sistemin utanç verici çocuğu gibi görülür. Ama aile aynıdır. Bu bölümün temel iddiası budur.
Ana akım görsel kültür pornografiyi dışarıda tutarak kendi erotik ekonomisini saklar. Reklam bedeni satar ama kendine pazarlama der. Moda bedeni şekillendirir ama kendine estetik der. Magazin bedeni teşhir eder ama kendine haber der. Sosyal medya bedeni puanlar ama kendine etkileşim der. Pornografi ise bedeni arzu nesnesi olarak açıkça sunar. Bu açıklık onu hedef haline getirir. Ama onu benzersiz yapmaz.
Türkiye açısından bu daha da görünürdür. Çünkü Türkiye’de kamusal ahlak dili güçlüdür; ama aynı zamanda görsel kültürde erotik ima çok yaygındır. Reklamlar, diziler, magazin programları, sosyal medya fenomenleri, müzik klipleri ve haber dili kadın bedenini sürekli dolaşıma sokar. Buna rağmen pornografi “dışarıdaki ahlaksızlık” gibi konuşulur. Oysa dışarı diye bir yer yoktur. Aynı bakış içeridedir. Sadece farklı kıyafetler giymiştir.
Türkiye’de reklamda, modada ve magazinde kullanılan erotik imge çoğu zaman kabul edilebilir bulunur çünkü doğrudan pornografi adıyla görünmez. Ama aynı beden daha açık bir cinsel bağlamda görüldüğünde ahlaki panik doğar. Bu da toplumun arzu ile inkâr arasındaki ilişkisidir. Toplum bakmak ister. Ama baktığını kabul etmek istemez.
Bu nedenle pornografi, Türkiye’de yalnızca yasaklı içerik değil, toplumsal ikiyüzlülüğün aynasıdır. Ana akım kültür bedeni sürekli kullanırken, pornografiyi mutlak öteki ilan eder. Böylece kendi erotikleşmiş bakışını tartışmaktan kaçar. Bu bölümün en önemli sonucu şudur: Pornografi ile ana akım görsel kültür arasında keskin bir duvar yoktur. Reklam, moda, magazin, klipler ve sosyal medya sürekli erotik imge kullanır. Pornografi bu imgelerin en açık, en doğrudan ve en az süslenmiş biçimlerinden biridir. Onu ana akımdan tamamen ayrı düşünmek, ana akımın bedeni nasıl pazara soktuğunu görmemek anlamına gelir.
Bu yüzden “aynı beden reklamda serbestken pornografide neden yasaktır?” sorusu yalnızca pornografi hakkında değil, toplumun bedenle kurduğu ikiyüzlü ilişki hakkında da sorudur. Cevap şudur: Çünkü reklam arzuyu saklayarak satar. Pornografi arzuyu açık ederek satar. Toplum çoğu zaman satışa değil, açıklığa kızar. Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir:
Pornografi ana akım görsel kültürün dışındaki karanlık bir ada değildir; reklamın, modanın, magazinin, kliplerin ve sosyal medyanın sürekli kullandığı erotik bakışın daha açık ve daha rahatsız edici biçimidir. Aynı beden reklamda ürün sattığında estetik, magazinde tıklama getirdiğinde haber, modada sunulduğunda sanat, pornografide göründüğünde müstehcen sayılıyorsa, sorun yalnızca görüntüde değildir. Sorun, toplumun hangi arzuyu hangi ad altında kabul ettiğindedir.
7.2 Türkiye’de Ana Akım Medyanın İkiyüzlülüğü
Türkiye’de ana akım medya pornografiyi çoğu zaman kınayarak haberleştirir ama aynı zamanda onun merak ekonomisinden yararlanır. Bu cümle, yalnızca medya eleştirisi değildir. Türkiye’de gazetecilik, ahlak, tıklanma ekonomisi, kadın bedeni, mahremiyet ihlali ve pornografik bakış arasındaki en kirli kesişimlerden birini gösterir. Medya pornografiyi doğrudan göstermeyebilir. Ama pornografik merakı harekete geçirebilir. Görüntüyü yayımlamayabilir. Ama görüntünün aranmasını sağlayabilir. Ahlaki bir dille kınayabilir. Ama başlığıyla okuru teşhire çağırabilir. Kendini “haber yapıyorum” diye savunabilir.
Ama haberin diliyle pornografik bakışı yeniden üretebilir. Türkiye’de ana akım medyanın ikiyüzlülüğü tam da burada başlar. Bir yandan pornografi, müstehcenlik, ifşa, yasak aşk, ahlaksız görüntü, uygunsuz paylaşım gibi başlıklar altında olaylar ahlaki bir çerçeveye sokulur. Diğer yandan aynı başlıklar okurun merakını uyandırmak, tıklama almak, sosyal medyada dolaşıma girmek ve haber sitesine trafik çekmek için kullanılır. Yani medya şunu yapar: Bir eliyle kınar. Öbür eliyle çağırır.
“Skandal görüntü”, “ifşa”, “yasak aşk”, “müstehcen paylaşım”, “ahlaksız görüntü”, “sosyal medyayı sallayan video”, “görenler inanamadı”, “o görüntüler olay oldu”, “mahrem görüntüleri ortaya çıktı” gibi başlıklar yalnızca haber başlığı değildir. Bunlar pornografik merakı ahlaki kılıfa sokan çağrı cümleleridir. Okura açıkça “git izle” demez. Ama “orada izlenecek bir şey var” der. Okura “bu görüntüye bakmalısın” demez. Ama “herkes bunu konuşuyor” diyerek merakı meşrulaştırır. Okura “mahremiyeti ihlal edilmiş bir insan var” demez. Ama “skandal” diyerek olayı seyirlik hale getirir. Bu, gazetecilik açısından çok ciddi bir sorundur.
Çünkü medya bazen pornografiyi göstermeden pornografik bakışı yeniden üretir. Pornografik bakış yalnızca çıplak görüntü göstermek değildir. Bir insanın bedenini, mahremiyetini, ilişkisini, özel hayatını veya rızası dışında dolaşıma sokulmuş görüntüsünü seyirlik merak nesnesine dönüştürmektir. Medya bunu doğrudan görüntüyü yayımlayarak yapabileceği gibi, başlık, ima, sansürlü fotoğraf, kırpılmış kare, bulanıklaştırılmış görsel, merak uyandıran detay, kimlik ipucu ve arama motoru dostu kelimelerle de yapabilir. Yani pornografik bakışın her zaman görüntüye ihtiyacı yoktur. Bazen başlık yeter.
“Skandal görüntü” dediğiniz anda, okurun zihninde görüntüyü arama isteği doğabilir. “İfşa oldu” dediğiniz anda, failin eylemi değil, mağdurun bedeni merkeze alınır. “Yasak aşk görüntüleri” dediğiniz anda, özel hayatın ihlali romantik veya erotik bir meraka dönüştürülür. “Müstehcen paylaşım” dediğiniz anda, haber hem ahlak dersi verir hem de okurun merakını kaşır. Bu dil, habercilik dili değildir. Bu dil, pornografik merakın haber kılığına girmiş halidir.
Türkiye’de medya, özellikle kadın bedeni söz konusu olduğunda bu dili sık sık kullanır. Kadın oyuncu, şarkıcı, influencer, siyasetçi, öğretmen, öğrenci, memur, sporcu ya da sıradan bir yurttaş olabilir. Bir görüntü, iddia, paylaşım, kıyafet, sahne, dans, sosyal medya pozu veya rıza dışı mahremiyet ihlali söz konusu olduğunda medya çoğu zaman haberi bedenin etrafında kurar. Haberin asıl konusu ne olmalıdır? Rıza var mı? Mahremiyet ihlali var mı? Fail kim? Görüntü nasıl dolaşıma sokuldu? Platformlar ne yaptı? Medya mağduru koruyor mu? Hukuki süreç nedir? Toplum mağduru mu suçluyor? Ama Türkiye’de başlık çoğu zaman başka yere gider:
“Görüntüleri ortaya çıktı.” “Paylaşımı olay oldu.” “Yasak aşk kameralara yansıdı.” “Cesur pozları sosyal medyayı salladı.” “İfşa görüntüleri gündem oldu.” Bu tür ifadeler, haberin merkezine hakkı değil, merakı koyar. Gazetecilik açısından en tehlikeli kayma budur. Bir olayın haber değeri olabilir. Rıza dışı görüntü paylaşımı, dijital cinsel şiddet, şantaj, deepfake saldırısı, kamu görevlisinin özel hayatının hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesi, platformların sorumluluğu, yargı kararları, medya etiği, sosyal medya linci gibi başlıklar elbette haber olabilir. Ama haber yapmak başka şeydir. Merak pazarlamak başka şeydir.
Hak ihlalini görünür kılmak başka şeydir. Hak ihlalinin etrafında pornografik trafik üretmek başka şeydir. Türkiye’de ana akım medyanın sorunu çoğu zaman bu ayrımı bilmemesi değil, bilip ihlal etmesidir. Çünkü tıklama ekonomisi haber merkezlerinin ahlaki refleksini zayıflatır. “Bu başlık okunur”, “bu haber patlar”, “sosyal medyada yürür”, “arama alır”, “gündeme girer” mantığı devreye girer. O anda gazetecilik, kamu yararı ile merak arasındaki çizgiyi korumakta zorlanır. Pornografik merak, haber trafiğine dönüşür. Bu dönüşüm medya için kârlıdır. Ama mağdur için yıkıcıdır.
Bir kişinin mahrem görüntüsü rıza dışı yayıldığında, ilk zarar görüntüyü yayan failden gelir. İkinci zarar, görüntüyü arayan ve paylaşan kalabalıktan gelir. Üçüncü zarar, bu olayı haberleştirirken merak ekonomisine çeviren medyadan gelir. Medya burada tarafsız aktarıcı değildir. Dolaşımın parçası olabilir. Bir haberde görüntüyü yayımlamamak yeterli değildir. Eğer başlık, spot, görsel, anahtar kelime ve metin okuru görüntüyü aramaya yönlendiriyorsa, medya görüntünün dolaşımına dolaylı olarak katkıda bulunur. “Biz görüntüyü vermedik” savunması bu yüzden her zaman yeterli değildir.
Çünkü bazen haber, görüntünün adresini vermeden arama isteğini verir. Bu da teşhirdir. Daha sinsi bir teşhirdir. Türkiye’de bu yöntem sık kullanılır. Görüntü sansürlenir ama görüntünün niteliği ima edilir. İsim açık yazılmaz ama kim olduğu anlaşılacak kadar ipucu verilir. Fotoğraf bulanıklaştırılır ama kişinin kimliği sosyal medyadan kolayca bulunabilir. “O anlar” denir ama olayın ayrıntıları merakı büyütecek şekilde verilir. “Sosyal medya bunu konuşuyor” denir ama sosyal medyadaki linç haberin kendisi haline getirilir. Bu yöntemler gazeteciliği temiz gösterir. Ama etik olarak temiz değildir.
Çünkü mağduru korumak, yalnızca yüzü kapatmak değildir. Kişiyi bulunabilir kılmamak, merakı büyütmemek, hak ihlalini erotik ayrıntıya dönüştürmemek, failin eylemini doğru adlandırmak, görüntünün aranmasını teşvik etmemek ve haberi kamu yararıyla sınırlamak gerekir. Bir haber şu soruya cevap vermelidir: Bu bilgiyi vermek mağduru koruyor mu, kamu yararı sağlıyor mu, yoksa yalnızca okurun merakını mı besliyor? Eğer cevap meraksa, o haber gazetecilik değil, teşhir ekonomisidir.
Türkiye’de medya çoğu zaman pornografiyi ahlaki bir kötülük olarak sunar. Ama aynı medya, pornografik bakışın bütün ticari tekniklerini kullanabilir: merak uyandırma, bedeni merkeze alma, sansürlü teşhir, ima, skandal dili, arama motoru dili, tekrar haberleştirme, sosyal medya tepkilerini büyütme, görseli bulanıklaştırıp yine de okunur kılma, mağdurun geçmişini didikleme. Bunlar pornografik bakışın haber dilindeki karşılıklarıdır. Porno doğrudan bedeni gösterir. Kötü gazetecilik, bedeni göstermeden de bedenin etrafında dolaşır. Porno izleyiciye görüntü satar. Kötü gazetecilik, görüntünün merakını satar. Porno arzuyu açıkça hedefler.
Kötü gazetecilik, arzuyu ahlak cümleleriyle gizler. Bu yüzden ana akım medyanın ikiyüzlülüğü pornografiden daha masum değildir. Hatta bazı durumlarda daha tehlikelidir. Çünkü pornografi kendini pornografi olarak sunar. Kötü haber ise kendini haber, ahlak, kamu yararı veya toplumsal hassasiyet olarak sunabilir. Bu maske tehlikelidir. Ahlaki kınama, pornografik merakı temize çekebilir.
“Biz bu olayı kınıyoruz” diyen bir haber, aynı anda okurun o görüntüyü aramasına neden oluyorsa, kınama işlevini yitirir. Hatta kınama, merakı meşrulaştıran bir kılıfa dönüşür. Okur kendini “ayıp bir şeye bakmak isteyen kişi” olarak değil, “gündemi takip eden kişi” olarak hisseder. Bu, medya tarafından üretilen ahlaki rahatlıktır. Okur artık merakını haber ilgisi sanır. Gazetecilik bu noktada pornografik bakışa kamusal meşruiyet sağlar.
“Skandal” kelimesi burada özel olarak önemlidir. Türkiye’de medya çok sık “skandal görüntü”, “skandal paylaşım”, “skandal ilişki”, “skandal video” gibi ifadeler kullanır. Skandal kelimesi hem ahlaki yargı taşır hem de seyirlik vaat eder. Okura “burada yanlış bir şey var” derken aynı anda “burada bakmaya değer bir şey var” der. Skandal, ahlak ile merak arasındaki köprüdür.
Bu yüzden mahremiyet ihlallerinde “skandal” kelimesi çoğu zaman mağdur aleyhine çalışır. Çünkü skandal, failin eylemine değil, olayın seyirlik niteliğine odaklanır. “Skandal görüntü” dediğinizde, görüntünün rıza dışı dolaşıma sokulmuş olmasını değil, görüntünün yarattığı merakı öne çıkarırsınız. Doğru ifade “rıza dışı mahremiyet ihlali” olabilir. “Dijital cinsel şiddet” olabilir. “Özel hayatın ihlali” olabilir. “Deepfake saldırısı” olabilir. “Şantaj” olabilir. Ama “skandal” kelimesi çoğu zaman gazetecinin kolaycı kaçışıdır. Hem olayı büyütür. Hem sorumluluğu bulanıklaştırır. Hem merak üretir.
“İfşa” kelimesi de benzer biçimde sorunludur. Türkiye’de “ifşa oldu” ifadesi yaygındır. Oysa bu ifade failin eylemini saklar. “İfşa oldu” dediğimizde sanki görüntü kendiliğinden ortaya çıkmış gibi olur. Oysa biri yaymıştır. Biri paylaşmıştır. Biri tehdit etmiştir. Biri ekran görüntüsü almıştır. Biri arşivlemiştir. Biri link istemiştir. Biri haberleştirmiştir. “İfşa oldu” faili görünmezleştirir. “Mahremiyeti rızası dışında ihlal edildi” faili ve ihlali görünür kılar. Dil burada yalnızca anlatım meselesi değildir. Adalet meselesidir.
Medya faili görünmezleştiren dili kullandığında, toplumsal yargı mağdura döner. “Görüntüleri çıktı” denir. “İfşa oldu” denir. “Paylaşımı olay oldu” denir. Bu ifadelerin hepsinde ortak sorun şudur: Fail yoktur. Eylem yoktur. İhlal yoktur. Yalnızca görüntü ve merak vardır. Oysa gazetecilik failin eylemini görünür kılmalıdır. Kim ne yaptı? Hangi hak ihlal edildi? Hangi platformda yayıldı? Hangi hukuki süreç başladı? Mağdur nasıl korunacak? Toplumun sorumluluğu ne? Bu soruların yerine “görüntüler sosyal medyada gündem oldu” yazmak, gazeteciliği sosyal medya dedikodusuna indirger.
Türkiye’de ana akım medya bazen sosyal medya linçlerini haberleştirirken de aynı hatayı yapar. “Sosyal medya bunu konuşuyor”, “paylaşım gündem oldu”, “tepkiler çığ gibi”, “yorum yağdı” gibi başlıklar, bir linci haberleştirmekten çok linci büyütebilir. Sosyal medyanın merakı haberin gerekçesi haline gelir. Bu çok tehlikeli bir döngüdür. Sosyal medya merak üretir. Medya bunu haber yapar. Haber merakı büyütür. Arama artar. Yeni yorumlar gelir. Medya “gündem büyüyor” diye tekrar haber yapar. Böylece mağdurun mahremiyet ihlali, haber döngüsünün yakıtına dönüşür. Bu döngüde gazetecilik kamusal yarar üretmez; merak ekonomisini büyütür.
Medyanın “göstermeden gösterme” tekniklerinden biri de sansürlü görseldir. Bir görüntü bulanıklaştırılır, mozaiklenir, yüz kapatılır veya kare kesilir. Bu, bazen gerçekten koruma amacı taşıyabilir. Ama bazen tam tersine, görseli daha merak uyandırıcı hale getirir. Bulanıklık, merakı azaltmaz. Bazen artırır. “Burada saklanan bir şey var” duygusu yaratır. Okur görüntünün tam halini aramaya yönelebilir. Eğer haberin dili de bu merakı destekliyorsa, sansür etik koruma değil, pazarlama tekniği haline gelir.
Bu yüzden gazetecilikte görüntü kullanımı çok dikkatli olmalıdır. Rıza dışı mahremiyet ihlali haberlerinde çoğu zaman görüntünün hiçbir versiyonunu kullanmamak daha doğrudur. Çünkü görsel, haberin bilgi değerini artırmıyor ama merak değerini artırıyorsa, gazetecilik açısından gereksizdir. “Görüntü var” demek bile bazen yeterince zararlıdır. Haber, görüntünün içeriğine değil, ihlalin niteliğine odaklanmalıdır.
Türkiye’de medya bu ayrımı çoğu zaman yapmaz. Çünkü görsel haberin tıklanmasını artırır. Görsel yoksa başlık daha zor çalışır. Haber merkezleri, okurun dikkatini çekmek için olayın en mahrem yanını ima etmeyi tercih edebilir. Bu da gazeteciliği pornografik merakın aracına dönüştürür. Medya etiği açısından temel ilke şudur: Mahremiyet ihlalini haberleştirirken, ihlali yeniden üretmemek gerekir. Bu ilke basit görünür ama pratikte çok sık ihlal edilir.
Bir kişinin rıza dışı görüntüsünü yayımlamamak yeterli değildir. O kişinin kimliğini açık etmek, görüntünün niteliğini ayrıntılandırmak, olayın erotik boyutunu ima etmek, sosyal medya hesabına yönlendirmek, eski fotoğraflarını kullanmak, ailesini veya mesleğini gereksiz yere belirtmek, “görüntülerde ne olduğu”nu merak uyandıracak şekilde anlatmak da ihlali yeniden üretebilir. Gazetecilik burada kendine şu soruyu sormalıdır: Bu ayrıntı kamu yararı için gerekli mi? Yoksa yalnızca okuru tutmak için mi var? Eğer ayrıntı kamu yararı taşımıyorsa, çıkarılmalıdır.
Özellikle kadınlar söz konusu olduğunda medya dili daha ağır sonuçlar doğurur. Türkiye’de kadın bedeni zaten aile, namus, ahlak, mahalle ve sosyal medya linciyle çevrilidir. Medya bir kadının mahremiyet ihlalini “skandal” diliyle haberleştirdiğinde, yalnızca haber yapmaz; kadının sosyal cezasını büyütür. Ailesinin öğrenmesini kolaylaştırabilir. İşyerinde baskı doğurabilir. Okulda dışlanmasına neden olabilir. Sosyal medya saldırısını artırabilir. Görüntünün aranmasını çoğaltabilir. Failin amacına hizmet edebilir.
Bu nedenle medya, rıza dışı mahremiyet ihlallerinde nötr değildir. Ya mağduru koruyan bir dil kurar ya da saldırının dolaşımına katkıda bulunur. Ortası yoktur. Türkiye’de medya çoğu zaman “toplumun ahlaki hassasiyetini” gerekçe gösterir. Ama bu hassasiyetin kendisi de sorgulanmalıdır. Hangi hassasiyet? Kimin ahlakı? Kimin bedeni üzerinden kuruluyor? Erkeklerin tüketimi neden hassasiyet konusu olmuyor? Kadının görüntüsü neden kamusal cezaya dönüşüyor? Failin eylemi neden bedenin görünürlüğünden daha az konuşuluyor? Medya bu soruları sormazsa, ahlakın bekçisi değil, ahlakçı linç kültürünün megafonu olur.
Gazeteciliğin görevi kalabalığın merakını büyütmek değildir. Kamu yararını ayırt etmektir. Burada “kamu yararı” ile “kamunun merakı” arasındaki fark çok önemlidir. Kamu yararı, toplumun bilmesi gereken hak ihlali, suç, sistem sorunu, platform sorumluluğu, hukuki boşluk, mağdur koruma eksikliği veya güç ilişkisiyle ilgilidir. Kamunun merakı ise insanların başkasının özel hayatına bakma isteğidir. Bu ikisi aynı şey değildir.
Bir mahrem görüntü olayında kamu yararı olabilir: rıza dışı paylaşımın nasıl engelleneceği, failin nasıl cezalandırılacağı, platformların nasıl sorumlu tutulacağı, mağdurun nasıl korunacağı, deepfake teknolojilerinin nasıl denetleneceği tartışılabilir. Ama görüntünün ayrıntıları kamu yararı değildir. Kişinin özel hayatına dair gereksiz bilgiler kamu yararı değildir. Kimliğini bulunabilir kılmak kamu yararı değildir. “Görüntülerde ne olduğu”nu ima etmek kamu yararı değildir. Bu ayrımı yapamayan gazetecilik, pornografik bakışı haber değeri sanır.
Türkiye’de magazin haberciliği bu konuda en sorunlu alanlardan biridir. Çünkü magazin, mahremiyet ile kamuya açıklık arasındaki sınırı zaten uzun zamandır bulanıklaştırır. Ünlülerin ilişkileri, kıyafetleri, bedenleri, tatilleri, ayrılıkları, paylaşımları ve özel hayatları sürekli haberleştirilir. Bu alışkanlık, rıza dışı mahremiyet ihlallerinde de devreye girdiğinde daha ağır sonuçlar doğurur. Ünlü olmak, mahremiyetten vazgeçmek değildir. Kamuya açık kişi olmak, rıza dışı görüntülerin haberleştirilebileceği anlamına gelmez. Sosyal medyada görünür olmak, özel hayatın yağmalanabileceği anlamına gelmez.
Ama magazin dili çoğu zaman bu sınırı ihlal eder. “Ünlü olmanın bedeli” gibi örtük bir mantık kurar. Oysa kimse ün kazandığı için mahremiyet hakkını kaybetmez. Görünürlük rıza değildir. Bu ilke gazetecilik için de geçerlidir. Bir kişinin daha önce cesur pozlar vermiş olması, sahnede bedenini kullanması, erotik bir rolde oynaması, sosyal medyada görünür olması, yetişkin içerik üretmiş olması ya da özel hayatıyla gündeme gelmiş olması, onun rıza dışı görüntülerinin haberleştirilebileceği anlamına gelmez. Rıza bağlamsaldır. Geçmişte görünmek, her zaman görünmeye razı olmak değildir.
Bir alanda görünmek, başka bir bağlamda kullanılmaya rıza vermek değildir. Medya bu ayrımı yapmadığında, mağduru geçmişiyle cezalandırır. Bu da pornografik bakışın başka bir biçimidir: İnsanı tek bir görüntüye, tek bir geçmişe, tek bir bedene indirgemek. Türkiye’de haber sitelerinin arama motoru mantığı da bu sorunu büyütür. Başlıklar yalnızca okura değil, arama motorlarına da yazılır. “İfşa”, “skandal video”, “müstehcen görüntü”, “yasak aşk görüntüleri” gibi kelimeler arama trafiği için kullanılır. Böylece haber, doğrudan pornografik merakla aynı kelime ekonomisine bağlanır. Gazetecilik dili, arama motoru pornografisinin kenarına yerleşir.
Bu çok ciddi bir bozulmadır. Çünkü haber, okurun zaten zararlı olan arama davranışını besleyebilir. Kişi görüntüyü ararken haber sitesine gelir. Haber sitesi görüntüyü vermese bile arama kelimelerinden trafik alır. Böylece medya rıza dışı meraktan reklam geliri elde etmiş olur. Bu etik olarak sorunludur. Bir haber sitesi, mağdurun mahremiyet ihlalinden doğan arama trafiğini gelir kaynağı haline getiriyorsa, ihlalin ekonomik zincirine katılmış olur. Bu zincirde fail görüntüyü yayar. Sosyal medya merakı büyütür. Arama motoru talebi taşır. Haber sitesi trafiği toplar. Reklam sistemi paraya çevirir.
Mağdur ise bütün bu zincirin sonunda yalnız kalır. Bu nedenle Türkiye’de ana akım medyanın ikiyüzlülüğü yalnızca dil meselesi değildir. Ekonomik meseledir. Haber merkezleri tıklanma baskısı altında çalışır. Dijital reklam modeli dikkat ve trafik ister. Mahremiyet ihlalleri, skandallar, erotik imalar ve ahlaki panikler hızlı trafik üretir. Medya bu trafiği sever. Ama sevdiğini açıkça söylemez. Ahlaki kınama diliyle örter. “Toplum tepki gösterdi.” “Sosyal medya ayağa kalktı.” “Görüntüler infial yarattı.” “Bu kadarına da pes dedirtti.” Bu cümleler hem ahlaki mesafe koyar hem de okuru habere çağırır.
Bu ikili oyun, Türkiye’de ana akım medyanın pornografiyle ilişkisinin özüdür. Medya pornografiyi aşağılar ama pornografik dikkat ekonomisini kullanır.
Bu durum yapay zekâ çağında daha da tehlikeli hale gelecektir. Deepfake görüntüler, sahte mahremiyet üretimi ve yapay zekâ ile oluşturulmuş cinsel içerikler habercilik için yeni bir sınavdır. Bir kişinin sahte görüntüsü dolaşıma girdiğinde medya bunu nasıl haberleştirecek? Görüntünün sahte olduğunu anlatırken merakı büyütecek mi? Kişinin kimliğini koruyacak mı? “Deepfake skandalı” diyerek görüntünün aranmasını mı sağlayacak? Yoksa meseleyi dijital cinsel şiddet, kimlik hakkı ve platform sorumluluğu üzerinden mi kuracak? Bu sorular şimdiden önemlidir.
Çünkü yapay zekâ ile üretilmiş sahte mahremiyet, Türkiye’de gerçek sosyal ceza doğurabilir. Medya bunu “skandal görüntü” diye haberleştirirse, sahte saldırının amacına hizmet eder. Görüntü sahte olsa da haber gerçek sonuç doğurur. Mağdur daha fazla aranır, daha fazla konuşulur, daha fazla yargılanır. Yapay zekâ çağında gazeteciliğin en temel ilkelerinden biri şu olmalıdır: Sahte mahremiyet saldırısını haberleştirirken, sahte mahremiyeti gerçek bir teşhir olayına dönüştürme. Bu, yeni medya etiğinin ana cümlelerinden biridir.
Türkiye’de gazetecilik, pornografi ve mahremiyet ilişkisini düzeltmek için dilini kökten değiştirmelidir. “Skandal görüntü” yerine “rıza dışı mahremiyet ihlali” demelidir. “İfşa oldu” yerine “görüntüleri rıza dışı yayıldı” demelidir. “Yasak aşk videosu” yerine “özel hayatın ihlali iddiası” demelidir. “Müstehcen paylaşım” yerine bağlama göre “rızaya dayalı yetişkin paylaşım”, “rıza dışı paylaşım”, “deepfake saldırısı” ya da “dijital cinsel şiddet” gibi daha doğru ifadeler kullanmalıdır. Dil düzeldikçe bakış da düzelir. Yanlış dil, yanlış bakışı üretir. Doğru dil, hak ihlalini görünür kılar.
Medya ayrıca görsel kullanımı konusunda daha sert etik sınırlar koymalıdır. Rıza dışı mahremiyet ihlallerinde görüntüden kare kullanılmamalıdır. Sansürlü de olsa kullanılmamalıdır. Kişinin kimliğini açık edecek sosyal medya fotoğrafları gereksiz yere yayımlanmamalıdır. Aile, meslek, şehir, okul, yakın çevre gibi bilgiler ancak gerçek kamu yararı varsa verilmelidir. Haberin içinde görüntünün aranmasına yol açacak anahtar kelimeler kullanılmamalıdır. Kısacası medya, merakın değil hakkın yanında durmalıdır. Bu cümle gazeteciliğin omurgasıdır.
Türkiye’de ana akım medya bunu yapmadığında, pornografiyi kınayan ama pornografik bakışı büyüten ikiyüzlü bir pozisyona düşer. Bir yandan “ahlaksızlık” der, diğer yandan ahlaki panikten trafik kazanır. Bir yandan “müstehcenlik” der, diğer yandan müstehcen merakı arama motoruna taşır. Bir yandan “ifşa” der, diğer yandan ifşanın ikinci dolaşımını haber biçiminde üretir.
Bu nedenle medya eleştirisi, pornografi kitabının kenarında duramaz. Tam merkezinde durmalıdır. Çünkü modern pornografik bakış yalnızca pornografi sitelerinde yaşamaz. Haber sitelerinde, magazin başlıklarında, sosyal medya haberlerinde, sansürlü görsellerde, tıklama tuzaklarında ve ahlaki kınama cümlelerinde de yaşar. Pornografik bakış bazen çıplak görüntüyle gelmez. “Görüntüler ortaya çıktı” başlığıyla gelir.
Bu bölümün temel sonucu şudur: Türkiye’de ana akım medya pornografiyi çoğu zaman kınayarak haberleştirir ama aynı zamanda onun merak ekonomisinden yararlanır. Skandal, ifşa, yasak aşk, müstehcen paylaşım ve ahlaksız görüntü gibi ifadeler, pornografik merakı ahlaki kılıfa sokar. Medya görüntüyü göstermese bile, başlık, ima, sansürlü görsel ve arama motoru diliyle pornografik bakışı yeniden üretebilir. Bu yüzden gazetecilik açısından asıl mesele yalnızca “görüntüyü verdik mi vermedik mi?” değildir. Asıl mesele şudur: Haberi kurarken mağduru mu koruduk, yoksa okurun merakını mı örgütledik? Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir:
Türkiye’de ana akım medyanın pornografiyle ilişkisi çoğu zaman ikiyüzlüdür: pornografiyi ahlaken kınar, ama pornografik merakı haber trafiğine çevirir. Görüntüyü göstermeden de teşhir eder; faili görünmez kılıp mağduru seyirlik hale getirir; ahlak diliyle konuşurken tıklanma ekonomisine hizmet eder. Böylece medya, pornografiyi dışarıda tuttuğunu sanırken, pornografik bakışı haberin içine taşır. Ve bazen bir haberi pornografik yapan şey, gösterdiği görüntü değil, okura kurduğu bakış olur.
7.3 Ünlü Kültürü ve Cinsel İmaj
Ünlülerin bedenleri, ilişkileri, cinselliği ve mahremiyetleri medya tarafından sürekli pazarlanır. Bu cümle, pornografik bakış ile magazin bakışı arasındaki yakınlığı anlamak için çok önemlidir. Çünkü ünlü kültürü, modern toplumun en büyük seyir alanlarından biridir. Ünlüler yalnızca yaptıkları işle değil; bedenleriyle, kıyafetleriyle, ilişkileriyle, ayrılıklarıyla, sosyal medya paylaşımlarıyla, sahne performanslarıyla, yaşlanmalarıyla, kilo almalarıyla, zayıflamalarıyla, estetik müdahaleleriyle ve mahremiyetlerine dair imalarla sürekli dolaşıma sokulur. Ünlü bedeni yalnızca kişiye ait beden olmaktan çıkar.
Kamuya açılmış bir görsel nesneye dönüştürülür. Medya bu bedeni haber yapar. Magazin bu bedeni yorumlar. Sosyal medya bu bedeni parçalar. Reklam sektörü bu bedeni marka değerine dönüştürür. Hayran kültürü bu bedeni sahiplenir. Linç kültürü bu bedeni cezalandırır. Erkek bakışı bu bedeni arzunun nesnesi haline getirir. Ahlakçı bakış ise aynı bedeni suçlama konusu yapar. Bu yüzden ünlü kültürü, pornografik bakışın ana akım içindeki en güçlü biçimlerinden biridir.
Burada pornografik bakıştan kastımız yalnızca açık cinsel görüntü değildir. Bir insanın bedenini sürekli izlenebilir, değerlendirilebilir, parçalanabilir, yargılanabilir ve tüketilebilir bir nesne haline getiren bakıştır. Ünlü kültürü tam da bunu yapar. Ünlülerin bedenleri yalnızca görünmez; sürekli konuşulur. Sürekli ölçülür. Sürekli kıyaslanır. Sürekli eski halleriyle yeni halleri yan yana konur. Sürekli “cesur”, “iddialı”, “olay”, “skandal”, “fazla”, “yakıştı mı?”, “abarttı mı?” gibi kelimelerin içine yerleştirilir. Bu dil magazin dili gibi görünür. Ama pornografik bakışla aynı damardan beslenir.
Çünkü ikisi de bedeni seyirlik hale getirir. Pornografi bedeni doğrudan arzu nesnesi yapar. Magazin ise bedeni hem arzu hem yargı nesnesi yapar. Pornografi “bak” der. Magazin “bak ama yorum yaparak bak” der. Pornografi bedeni açıkça tüketir. Magazin bedeni haber, ahlak, moda, güzellik, ilişki ve skandal başlıkları altında tüketir. Aradaki fark çoğu zaman açıklık derecesidir. Mantık benzerdir.
Ünlü kültüründe bedenin pazarlanması iki yönlü çalışır. Bir yanda ünlünün kendisi veya onu yöneten sektör bu bedeni imajın parçası haline getirir. Sahne kostümü, fotoğraf çekimi, kırmızı halı, sosyal medya paylaşımı, klip estetiği, reklam kampanyası ve moda dili bu imajı üretir. Bu açıdan ünlü bedeni profesyonel imaj ekonomisinin parçasıdır.
Ama diğer yanda medya ve izleyici bu bedeni ünlünün kontrolünden koparır. Bir kıyafet seçimi haber olur. Bir sahne hareketi ahlaki tartışmaya açılır. Bir ilişki “yasak aşk” diye pazarlanır. Bir ayrılık “ihanet” başlığına dönüşür. Bir sosyal medya paylaşımı “olay poz” diye büyütülür. Bir mahremiyet ihlali “skandal görüntü” diye dolaşıma sokulur. Yani ünlü, kendi imajını yönetmeye çalışırken medya bu imajı yeniden sahiplenir. Ünlü bedeni, ünlüye ait olmaktan çıkar. Piyasanın ve kalabalığın ortak malı gibi davranılır.
Bu çok tehlikeli bir yanılsamadır. Çünkü ünlü olmak, insanın bedeninden, mahremiyetinden ve sınırlarından vazgeçtiği anlamına gelmez. Bir kişinin sahnede görünür olması, ekranlarda yer alması, sosyal medyada paylaşım yapması veya kamusal figür haline gelmesi, onun her görüntüsünün, her ilişkisinin, her kıyafetinin, her mahrem alanının sınırsızca yorumlanabileceği anlamına gelmez. Görünürlük rıza değildir. Ünlülük de rıza değildir.
Ama magazin kültürü çoğu zaman bunun tersine davranır. Ünlüyü bir insan olarak değil, sürekli tüketilecek bir hikâye paketi olarak görür. Bu paketin içinde beden vardır, aşk vardır, ayrılık vardır, yaşlanma vardır, güzellik vardır, kıyafet vardır, estetik vardır, kıskançlık vardır, kriz vardır, “fazla cesur” sahne vardır, “çok konuşulan” paylaşım vardır. Magazin kültürü ünlünün hayatını bölümlere ayırır. Her bölüm haber malzemesidir.
Bu haber malzemesinin en güçlü unsurlarından biri cinsel imajdır. Ünlünün çekici görünmesi, arzu nesnesi haline gelmesi, sahnede bedenini kullanması, kıyafet tercihleriyle dikkat çekmesi veya sosyal medya üzerinden erotik ima taşıyan bir görsel dil kurması medya için güçlü bir trafik alanıdır. Ama aynı medya, bu cinsel imajı çoğu zaman ahlaki yargıyla birlikte verir. “Cesur kıyafet.” “İddialı poz.” “Sosyal medyayı salladı.” “Takipçileri ikiye bölündü.” “Görenler yorum yağdırdı.” “Sahne kostümü olay oldu.”
Bu başlıklar, bir yandan bedeni pazarlarken diğer yandan yargı atmosferi kurar. Okur hem bakmaya çağrılır hem de yargılamaya davet edilir. Bu, Türkiye’de magazin kültürünün en tipik yöntemlerinden biridir. Bakışa ahlak eklenir. Ahlaka merak eklenir. Meraka tıklama eklenir. Tıklamaya reklam geliri eklenir. Böylece ünlünün bedeni medya ekonomisinin yakıtına dönüşür.
Türkiye’de ünlü kadınların kıyafetleri, ilişkileri, sahne performansları ve sosyal medya paylaşımları sık sık ahlaki yargıların konusu yapılır. Bu durum, pornografik bakışın yalnızca porno sitelerinde değil, magazin kültüründe de yaşadığını gösterir. Çünkü burada da kadın bedeni izlenir. Burada da kadın bedeni değerlendirilir. Burada da kadın bedeni arzu ve suçlama arasında tutulur. Burada da erkek bakışı çoğu zaman görünmez kalır. Burada da medya bedenden trafik üretir. Burada da ahlak, merakın üzerini örten kılıf haline gelir.
Türkiye’de ünlü kadınlara yönelik dil özellikle cinsiyetlidir. Erkek ünlünün ilişkileri çoğu zaman “çapkınlık”, “karizma”, “özel hayat”, “aşk hayatı” veya “magazin gündemi” olarak sunulabilir. Kadın ünlünün ilişkileri ise daha kolay ahlaki tartışmaya dönüşür. Kadının kıyafeti, sahne tavrı, dansı, paylaşımı, boşanması, yeni ilişkisi, yaşı, anneliği, bedeni ve görünürlüğü daha sert biçimde yargılanır. Erkek ünlü özel hayat yaşar. Kadın ünlü ahlaki dosyaya dönüşür.
Bu çifte standart, pornografik bakışla doğrudan ilişkilidir. Çünkü pornografik bakış kadın bedenini hem arzunun hem denetimin nesnesi yapar. Magazin de aynı şeyi yapar. Kadın ünlüye bakılır, ama bakmak yetmez; o bakışın ardından yargı gelir. “Fazla açık”, “yaşına uygun değil”, “anne olmuş ama”, “bunu giymiş”, “böyle paylaşım yapmış”, “sahneyi abartmış”, “ilişkisi olay olmuş” gibi ifadeler kadının bedenini kamusal denetime açar. Burada asıl mesele kıyafet değildir. Kimin bedeninin toplum tarafından denetlenebilir sayıldığıdır.
Kadın ünlünün bedeni, Türkiye’de çoğu zaman kamusal ahlakın test alanı haline gelir. Toplum kendi ahlaki sınırlarını onun üzerinde dener. “Ne kadar açık olabilir?”, “Ne kadar arzulanabilir olabilir?”, “Ne kadar sahne bedeni olabilir?”, “Ne kadar anne kalmalı?”, “Ne kadar genç görünmeli?”, “Ne kadar yaşına uygun davranmalı?”, “Ne kadar sosyal medyada kendini göstermeli?” soruları ünlü kadınların bedenleri üzerinden tartışılır. Bu tartışmaların çoğu aslında kadınların kamusal alandaki sınırlarını belirleme çabasıdır. Ünlü kadın görünür olduğu için seçilir. Ama ona verilen mesaj yalnızca ona değil, bütün kadınlara gider:
“Görünebilirsin ama bizim çizdiğimiz sınırda.” “Arzulanabilirsin ama kendi arzunu fazla sahiplenme.” “Sahnede olabilirsin ama bedeninin anlamını biz belirleriz.” “Sosyal medyada paylaşabilirsin ama yorum hakkı bizde.” Bu, magazin kültürünün toplumsal disiplin işlevidir. Pornografi bedeni arzu nesnesi yapar. Magazin bedeni hem arzu nesnesi hem ibret nesnesi yapar.
Bu nedenle magazin, pornografiden daha masum değildir. Çünkü pornografi en azından kendi alanını açık eder. Magazin ise “haber”, “moda”, “gündem”, “sosyal medya tepkisi”, “magazin kulisi” gibi başlıklarla aynı bakışı daha meşru hale getirir.
Ünlü kültürünün cinsel imajla ilişkisi aynı zamanda ekonomik bir ilişkidir. Ünlünün bedeni marka değerinin parçasıdır. Daha fazla görünürlük, daha fazla haber, daha fazla takipçi, daha fazla reklam, daha fazla sahne, daha fazla kampanya, daha fazla konuşulma anlamına gelebilir. Bu nedenle cinsel imaj bazen bilinçli biçimde de kullanılır. Sahne kostümü, klip estetiği, fotoğraf çekimi veya sosyal medya paylaşımı profesyonel stratejinin parçası olabilir. Ama bu, medyanın sınırsız yorum hakkı olduğu anlamına gelmez.
Bir ünlünün kendi imajını kullanması, onun bedeninin tamamen kamu malı olduğu anlamına gelmez. Bir kadın sahnede iddialı bir kostüm giydi diye, onun özel hayatı yağmalanamaz. Bir oyuncu erotik gerilim içeren bir sahnede oynadı diye, onun kişiliği o rolle özdeşleştirilemez. Bir şarkıcı klibinde bedenini kullandı diye, onun ilişkileri ahlaki teşhir malzemesi yapılamaz. Rıza bağlamsaldır. Sahneye rıza, her habere rıza değildir. Klibe rıza, özel hayatın yağmalanmasına rıza değildir. Sosyal medya paylaşımına rıza, bedeni aşağılayıcı yorumlara rıza değildir. Ünlü olmaya rıza, mahremiyet hakkından vazgeçmek değildir.
Bu ayrımı yapmayan medya, pornografik bakışı magazin diliyle yeniden üretir. Türkiye’de ünlü kadınların sosyal medya paylaşımları bu açıdan çok öğreticidir. Bir fotoğraf paylaşılır. Medya bunu “olay oldu” diye haberleştirir. Sonra yorumları toplar. “Takipçileri beğeni yağdırdı”, “bazıları eleştirdi”, “sosyal medya ikiye bölündü” denir. Böylece kadın ünlünün bedeni yalnızca paylaşımda değil, haberin içinde tekrar dolaşıma sokulur. Üstelik haber kendini “sosyal medya tepkisini aktarıyorum” diye savunur. Bu, sorumluluktan kaçış yöntemidir. Medya kendi yargısını doğrudan söylemez. Kalabalığın yargısını taşır. Ama taşırken onu büyütür.
Bir kadının paylaşımının altındaki yorumları haber yapmak, çoğu zaman gazetecilik değildir. Kadının bedenini kalabalığın değerlendirmesine tekrar açmaktır. “Sosyal medya bunu konuşuyor” cümlesi, bazen kamu yararı değil, linç ve merak pazarlamasıdır. Ünlü kültürü mahremiyet ihlallerinde daha da tehlikeli hale gelir. Ünlülerin özel hayatına dair görüntüler, iddialar, mesajlar, ilişkiler veya ifşa girişimleri medya tarafından çok hızlı biçimde haberleştirilebilir. Burada yaygın yanılgı şudur: “Ünlü olduğu için haber değeri var.” Oysa her ünlü bilgisi haber değeri taşımaz.
Kamuya mal olmuş kişi olmak, özel hayatın tümüyle haber konusu olacağı anlamına gelmez. Kamu yararı ile kamunun merakı arasındaki fark burada da geçerlidir. Bir ünlünün ilişkisi, ayrılığı, kıyafeti veya mahrem görüntüsü çoğu zaman kamunun merakını çeker; ama bu otomatik olarak kamu yararı değildir. Kamu yararı güç ilişkisiyle, hak ihlaliyle, suçla, istismarla, kamu göreviyle, toplumsal etkiyle veya sistemsel sorunla ilgilidir. Merak ise seyir isteğidir. Magazin kültürü bu ikisini bilerek karıştırır.
Ünlülerin cinsel imajı etrafında kurulan haberler çoğu zaman kamunun merakını kamu yararı gibi sunar. Bu da pornografik bakışı meşrulaştırır. Okur, bir kadının kıyafetini, ilişkisini, sahne hareketini veya sosyal medya paylaşımını konuşurken kendini yalnızca “magazin takip ediyor” sanır. Oysa çoğu zaman yaptığı şey, bir bedenin kamusal denetimine katılmaktır. Bu noktada pornografi ile magazin arasındaki yakınlık netleşir. Pornografi bedene bakmayı örgütler. Magazin bedene bakmayı konuşma haline getirir. Pornografi bedeni görüntü olarak tüketir. Magazin bedeni hikâye olarak tüketir. Pornografi arzuyu doğrudan kullanır.
Magazin arzuyu ahlak, merak ve dedikodu içinde dolaştırır. Bu nedenle magazin kültürü, pornografik bakışın daha kabul edilebilir sosyal biçimlerinden biridir. Türkiye’de bu sosyal biçim çok yaygındır. Bir kadın ünlünün sahne kostümü günlerce konuşulabilir. Bir oyuncunun dizideki sahnesi ahlaki tartışmaya açılabilir. Bir şarkıcının dansı “aile yapısı” tartışmasına bağlanabilir. Bir influencer’ın fotoğrafı “topluma kötü örnek” diye sunulabilir. Bir kadın sanatçının ilişkisi, kariyerinden daha fazla haber olabilir. Bütün bunlar pornografik bakışın ana akımdaki dolaşımıdır. Çünkü kadın sürekli bedeniyle açıklanır.
Ünlü kadının işi geri plana düşer. Şarkısı değil kıyafeti konuşulur. Oyunculuğu değil sahnesi konuşulur. Sözü değil bedeni konuşulur. Başarısı değil ilişkisi konuşulur. Kariyeri değil yaşı konuşulur. Bu, kadın öznenin beden tarafından yutulmasıdır. Pornografi bunu açıkça yapar. Magazin bunu haber diye yapar.
Ünlü erkekler de elbette beden ve imaj baskısına maruz kalabilir. Erkek oyuncuların fiziksel görünümü, yaşlanması, ilişkileri, kaslı bedeni, çekiciliği veya sahne imajı da medya tarafından kullanılır. Ama erkek ünlüler çoğu zaman ahlaki yargı açısından kadınlar kadar ağır bir yük taşımaz. Erkek bedeni değerlendirilebilir; fakat kadın bedeni daha kolay suçlanabilir. Erkek bedenine bakıldığında çoğu zaman arzu ve hayranlık dili kurulur. Kadın bedenine bakıldığında arzuya ahlaki denetim eklenir. Bu fark Türkiye’de çok belirgindir.
Ünlü kültüründeki cinsel imaj aynı zamanda yaş meselesini de görünür kılar. Kadın ünlüler yaş aldıkça bedenleri daha sert biçimde izlenir. “Yaşına rağmen”, “hâlâ genç”, “eski halinden eser yok”, “estetik yaptırdı mı?”, “fazla genç görünmeye çalışıyor”, “yaşına uygun giyinmedi” gibi ifadeler kadın bedenini zamana karşı sürekli sınava sokar. Bu, pornografik gençlik idealinin magazindeki biçimidir. Pornografi gençliği ve pürüzsüzlüğü arzunun merkezi haline getirir. Magazin yaşlanan kadın bedenini haber konusu yapar. İkisi de kadını zaman karşısında disipline eder.
Kadın genç kalmalıdır, ama genç görünmeye çalışırsa da yargılanabilir. Doğal yaşlanırsa eleştirilir, müdahale ettirirse yine eleştirilir. Bu çıkışsızlık, kadın bedeninin medyadaki ahlaki ve estetik kapanıdır. Türkiye’de annelik de kadın ünlünün cinsel imajını denetlemek için kullanılan güçlü bir koddur. Kadın anne olduktan sonra sahne kostümü, kıyafeti, paylaşımı veya ilişkisi daha fazla ahlaki yorum alabilir. “Anne olmuş ama”, “çocuğu var”, “aile kadınına yakışır mı?” gibi ifadeler kadının bedenini annelik üzerinden yeniden sınırlamaya çalışır. Bu da pornografik bakışla ahlakçı bakışın birleştiği yerdir. Kadının bedeni arzulanır.
Ama aynı beden annelik, aile ve namus kodlarıyla denetlenir. Ünlü kadın bu yüzden iki ayrı piyasanın ortasında kalır: Bir yanda görünürlüğünü isteyen medya ve eğlence piyasası; diğer yanda görünürlüğünü cezalandıran ahlak piyasası. Biri “görün” der. Diğeri “fazla görünme” der. Biri “çekici ol” der. Diğeri “ayıp” der. Biri bedenden para kazanır. Diğeri bedene ceza keser. Bu çifte düzen, Türkiye’de kadın ünlülerin cinsel imajını sürekli gerilimli hale getirir.
Ünlü kültürü ve pornografik bakış arasındaki bir başka bağ, “erişim yanılsaması”dır. İzleyici ünlüyü sürekli gördüğü için ona erişim hakkı varmış gibi hissedebilir. Sosyal medya bu yanılsamayı büyütür. Ünlüler artık yalnızca sahnede veya ekranda değil, günlük hayat görüntüleriyle, evlerinden paylaşımlarla, özel anlarıyla, ilişkilerine dair ipuçlarıyla, canlı yayınlarla ve yorum alanlarıyla izleyiciye daha yakın görünür. Bu yakınlık gerçek değildir. Ama gerçekmiş gibi hissedilir.
İzleyici ünlünün hayatına bakmaya alıştıkça, onun sınırlarını daha az tanıyabilir. “Zaten kendini gösteriyor”, “zaten ünlü”, “zaten paylaşmış”, “zaten böyle biri”, “zaten konuşulmak istiyor” gibi cümleler bu yanılsamadan doğar. Bu cümleler mahremiyet ihlalini meşrulaştırır. Oysa ünlünün kendi seçtiği görünürlük ile medyanın veya kalabalığın dayattığı görünürlük aynı şey değildir. Bir insanın sahnesi olabilir. Ama sahnenin dışında hayatı da vardır. Bir insanın imajı olabilir. Ama imajın dışında mahremiyeti de vardır. Bir insanın hayranları olabilir. Ama hayranlık sahiplik hakkı değildir. Bir insanın bedeni kamuya görünmüş olabilir.
Ama beden kamu malı değildir. Bu ilkeler ünlü kültürü için özellikle önemlidir. Yapay zekâ çağında ünlü kültürü ve cinsel imaj meselesi çok daha karanlık bir boyuta taşınacaktır. Çünkü ünlüler deepfake saldırılarının en kolay hedeflerinden biridir. Yüzleri, sesleri, beden görüntüleri, sahne kayıtları, fotoğrafları ve sosyal medya içerikleri internette bol miktarda bulunur. Bu da onların rıza dışı sentetik cinsel görüntülerde kullanılmasını teknik olarak kolaylaştırır. Ünlü kadınlar bu konuda özel risk altındadır.
Çünkü toplum zaten onların bedenlerini izlemeye, yorumlamaya ve yargılamaya alışmıştır. Yapay zekâ ile üretilmiş sahte mahrem görüntüler bu alışkanlığı daha saldırgan hale getirebilir. Sahte görüntü, gerçek sosyal ceza doğurabilir. Medya bunu yanlış dille haberleştirirse, saldırı daha da büyür. Bu nedenle yapay zekâ çağında şu ilke çok açık olmalıdır: Ünlü olmak deepfake malzemesi olmak değildir. Kamusal yüz, cinsel kullanım izni değildir. Sahne görüntüsü, sentetik mahremiyet üretme hakkı vermez. Sosyal medya fotoğrafı, rıza dışı görsel üretim için hammadde değildir.
Bu ilke yalnızca ünlüler için değil herkes için geçerlidir. Ama ünlüler üzerinden daha görünür hale gelir. Çünkü ünlülerin bedenleri zaten medyanın ve kalabalığın tüketimine açıktır. Yapay zekâ bu tüketimi daha kontrolsüz hale getirebilir. Medya burada çok dikkatli olmalıdır. Bir ünlünün deepfake saldırısına uğraması haber yapılacaksa, haberin dili görüntünün aranmasını teşvik etmemelidir. “Skandal deepfake”, “sahte cinsel görüntüleri olay oldu”, “o video gündeme düştü” gibi başlıklar saldırıyı büyütür. Doğru dil, bunun dijital cinsel şiddet ve kimlik hakkı ihlali olduğunu açıkça söylemelidir.
Ünlü kültürü, bu kitabın genel tezi açısından şunu gösterir: Pornografik bakış yalnızca pornografi sitelerinde yaşamaz. Ana akım kültürde, magazin dilinde, sosyal medya yorumlarında, reklam kampanyalarında, sahne eleştirilerinde ve haber başlıklarında da yaşar. Pornografi bedeni açıkça cinsel arzu nesnesi yapar; magazin ise aynı bedeni ahlak, merak, dedikodu ve estetik diliyle dolaşıma sokar.
Bu yüzden ünlü kadınların kıyafetleri, ilişkileri, sahne performansları ve sosyal medya paylaşımları üzerinden kurulan ahlaki yargılar, pornografik bakışın toplumsal biçimidir. Bakış pornografiktir çünkü bedeni kişiden koparır. Ahlakçıdır çünkü kopardığı bedeni yargılar. Ticaridir çünkü bu yargıdan trafik kazanır.
Ünlü kültürünün bu kadar güçlü olmasının nedeni, modern toplumun bedeni hem arzulamak hem cezalandırmak istemesidir. Ünlü kadın bu ikili arzunun sahnesine dönüşür. Onu görmek isterler. Sonra gördükleri için suçlarlar. Onu çekici bulurlar. Sonra çekiciliğini ahlaki sorun yaparlar. Onu takip ederler. Sonra görünürlüğünü teşhir diye adlandırırlar. Bu, yalnızca medya sorunu değildir. Toplumsal bakış sorunudur. Medya bu bakışı üretir, büyütür ve satar.
Bu bölümün temel sonucu şudur: Ünlü kültürü, pornografik bakış ile ana akım magazin bakışı arasındaki yakınlığı açık biçimde gösterir. Ünlülerin bedenleri, ilişkileri, cinsellikleri ve mahremiyetleri sürekli pazarlanır. Özellikle Türkiye’de ünlü kadınların kıyafetleri, sahne performansları, sosyal medya paylaşımları ve özel hayatları ahlaki yargıların konusu yapılır. Bu da pornografik bakışın yalnızca açık cinsel içeriklerde değil, magazin kültürünün gündelik dilinde de yaşadığını gösterir. Pornografik bakış bazen bir video sitesinde değildir. Bir magazin başlığındadır. Bir sahne kostümü haberindedir. Bir “olay poz” cümlesindedir.
Bir “sosyal medya ikiye bölündü” başlığındadır. Bir kadının bedenini izleyip sonra onu yargılayan kalabalıktadır. Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir: Ünlü kültürü, pornografik bakışın ana akım içindeki en parlak maskelerinden biridir. Ünlünün bedeni haber, moda, sahne, ilişki ve sosyal medya diliyle sürekli pazarlanır; özellikle kadın ünlüler hem arzunun hem ahlaki suçlamanın hedefi yapılır. Magazin pornografi değildir; ama çoğu zaman pornografik bakışı daha kabul edilebilir, daha gündelik ve daha kârlı bir dile çevirir. Bu yüzden mesele yalnızca porno sitelerinde neye bakıldığı değildir.
Mesele, bir toplumun ünlü bir kadına bakarken kendine ne kadar dürüst olduğudur.
7.4 Sosyal Medya ve Kendini Sergileme
Sosyal medya, erotik imgenin ana akıma karıştığı en önemli alanlardan biridir. Çünkü sosyal medya pornografi değildir; ama bedenin sürekli izlenebilir, değerlendirilebilir, beğenilebilir, kaydedilebilir, paylaşılabilir ve algoritmik olarak ödüllendirilebilir hale geldiği dev bir görsel pazardır. Bu pazarda herkes biraz izleyicidir. Herkes biraz performansçıdır. Herkes biraz editördür. Herkes biraz marka yöneticisidir. Herkes biraz kendi bedeninin yayıncısıdır.
Sosyal medya ile birlikte bedenin görünürlüğü eski medya yapılarından kopmuş gibi görünür. Artık yalnızca dergiler, televizyonlar, reklam ajansları, yapım şirketleri, magazin muhabirleri veya pornografi endüstrisi bedeni dolaşıma sokmaz. Kişi kendi bedenini kendisi çeker, düzenler, filtreler, paylaşır, siler, yeniden paylaşır, hikâyeye koyar, akışa yükler, profil haline getirir, takipçiye sunar. Bu ilk bakışta özgürleştirici görünür. İnsan kendi görüntüsünün sahibi gibidir. Ama mesele bu kadar basit değildir.
Çünkü sosyal medyada kişi yalnızca kendini sergilemez; aynı zamanda algoritmanın, takipçi kitlesinin, beğeni ekonomisinin, güzellik normlarının, cinsiyet beklentilerinin, trendlerin, filtrelerin, markaların ve görünürlük rekabetinin bakışına uygun hale gelmeye çalışır. Yani kişi kendi bedenini kendi isteğiyle gösterirken bile, o gösterme biçimi bütünüyle kendisine ait olmayabilir. Sosyal medya şunu söyler: Kendin ol. Ama görünür ol. Doğal ol. Ama estetik ol. Özgüvenli ol. Ama takip edilebilir ol. Cesur ol. Ama algoritmaya uygun ol. Farklı ol. Ama trendden kopma. Kendini sev. Ama kendini sürekli düzenle.
Bu çelişki, sosyal medya çağının beden politikasının merkezindedir. Sosyal medya pornografik değildir; ama pornografik bakışın bazı özelliklerini gündelik hayata yayar. Beden artık yalnızca özel alanda yaşanan bir şey değildir. Beden vitrine çıkar. Işık aranır. Açı bulunur. Poz denenir. Filtre seçilir. Kusur silinir. Hikâye kurulup silinir. Beğeni beklenir. Yorum ölçülür. Takipçi tepkisi izlenir. Beden, sürekli geri bildirim alan bir medya nesnesine dönüşür.
Bu geri bildirim yalnızca estetik değildir; psikolojiktir. İnsan kendi bedenini başkasının gözünden görmeye alışır. Bir fotoğraf çekildiğinde ilk soru artık “ben burada nasılım?”dır. Bir paylaşım yapıldığında ilk soru “kaç kişi beğenecek?”tir. Bir hikâye yüklendiğinde ilk soru “kim gördü?”dür. Bir beden görünür olduğunda ilk soru “nasıl yorumlanacağım?”dır. Böylece insan kendi bedeninde yaşamaktan çok, kendi bedeninin izlenişini yönetmeye başlar. Bu, modern görsel kültürün en büyük kırılmalarından biridir.
Pornografik bakışın sosyal medyadaki en önemli etkisi, bedenin kendiliğindenliğini azaltmasıdır. İnsan bedeni artık doğal akışında değil, potansiyel görüntü olarak düşünülür. Yemek, tatil, spor, dans, kıyafet, makyaj, ilişki, yalnızlık, mutluluk, özgüven, hüzün, hatta mahremiyet bile paylaşılabilir imgeye dönüştürülebilir. Sosyal medya bu anlamda hayatı pornografikleştirmez belki; ama hayatı sürekli bakılabilir hale getirir. Bakılabilirlik burada temel kavramdır.
Bir şeyin pornografik olması için mutlaka açık cinsel içerik taşıması gerekmez. Eğer beden sürekli bakış için düzenleniyorsa, arzuya, beğeniye, kıyasa ve tüketilebilirliğe göre biçimleniyorsa, pornografik bakışın mantığı orada da çalışabilir. Sosyal medyada beden, çoğu zaman kendi varlığı için değil, başkasının bakışı için sahnelenir. Bu bakış kimi zaman hayran bakışıdır. Kimi zaman arzu bakışıdır. Kimi zaman kıskançlık bakışıdır. Kimi zaman ahlakçı bakıştır. Kimi zaman marka bakışıdır. Kimi zaman algoritmanın soğuk bakışıdır.
Algoritmanın bakışı özellikle önemlidir. Çünkü sosyal medyada görünürlük yalnızca insanların beğenisine bağlı değildir. Platformların hangi içeriği öne çıkardığı, hangi görüntüleri daha fazla dolaşıma soktuğu, hangi bedenleri daha fazla etkileşimle ödüllendirdiği, hangi paylaşımları keşfete taşıdığı, hangi görüntüleri sınırlandırdığı da belirleyicidir. Kullanıcı kendini takipçilerine gösterdiğini sanır. Ama aynı anda algoritmaya da kendini gösterir.
Bu yüzden sosyal medyada beden, yalnızca toplumsal bakışa değil, makine bakışına da uyum sağlamaya başlar. Hangi poz daha çok beğeni alıyor? Hangi kıyafet daha fazla yorum getiriyor? Hangi açı daha fazla izleniyor? Hangi video daha çok kaydediliyor? Hangi beden dili daha fazla takipçi kazandırıyor? Hangi erotik ima platform tarafından cezalandırılmadan dikkat çekiyor? Kullanıcı bu cevapları zamanla öğrenir. Böylece algoritma, bedenin öğretmenine dönüşür. Bu çok önemli bir cümledir.
Çünkü sosyal medya çağında beden yalnızca kültür tarafından değil, veri tarafından da biçimlendirilir. İnsan neyin ilgi gördüğünü ölçebilir. Hangi fotoğrafın daha çok beğenildiğini bilir. Hangi paylaşımın daha fazla kaydedildiğini görür. Hangi hikâyeye kimlerin baktığını takip eder. Hangi estetik tarzın takipçi getirdiğini fark eder. Bu ölçüm, arzuyu ve bedeni disipline eder.
İnsan kendini özgürce gösterdiğini düşünürken, yavaş yavaş daha çok ödül alan bedene doğru hareket eder. Daha çok beğeni alan yüz, daha çok yorum alan kıyafet, daha çok izlenen dans, daha çok kaydedilen poz, daha çok tıklanan ima, daha çok takipçi getiren estetik öne çıkar. Sosyal medya burada kişiye şunu fısıldar: Böyle görünürsen daha çok görülürsün. Daha çok görülürsen daha çok var olursun. Daha çok var olursan daha değerli olursun. Bu, görünürlük ekonomisinin ahlaki tuzağıdır.
Çünkü insanın değeri görünürlüğe bağlandığında, beden de sürekli görünürlük üretmek zorunda kalır. Özellikle gençler, kadınlar, influencer’lar, sanatçılar, sporcular ve kamusal figürler bu baskıyı daha fazla hissedebilir. Beden artık yalnızca kişisel varlık değil, sosyal sermaye haline gelir. Güzel görünmek sosyal sermayedir. Fit görünmek sosyal sermayedir. Çekici görünmek sosyal sermayedir. Genç görünmek sosyal sermayedir. Cesur görünmek sosyal sermayedir. Erişilmez ama izlenebilir görünmek sosyal sermayedir.
Bu sermaye, markalarla, takipçiyle, iş fırsatlarıyla, popülerlikle, flört piyasasıyla, sosyal statüyle ve medya görünürlüğüyle birleşir. Böylece beden, yalnızca kişisel alanın değil, ekonomik alanın da parçası olur. Sosyal medya bu yüzden pornografiyle doğrudan aynı şey değildir; ama bedenin piyasa değerine dönüştürülmesi açısından onunla akrabadır. Pornografi bedeni açıkça arzunun pazarına sokar. Sosyal medya bedeni beğeni, dikkat ve görünürlük pazarına sokar. İkisi arasında geçişkenlik vardır.
Bir influencer’ın fotoğrafı pornografi değildir. Bir moda paylaşımı pornografi değildir. Bir dans videosu pornografi değildir. Bir tatil fotoğrafı pornografi değildir. Ama bu içeriklerin etrafında kurulan bakış, yorum, kayıt, paylaşım, arşivleme, arzu, kıyas ve algoritmik ödül sistemi pornografik bakışla temas edebilir. Bu temas özellikle “ima” alanında yoğunlaşır.
Sosyal medya erotik imayı doğrudan cinsellik olmadan kullanır. Beden görünürdür ama açık değildir. Arzu çağrılır ama adı konmaz. Poz dikkat çeker ama pornografi sayılmaz. Paylaşım platform kurallarını aşmaz ama bakışı erotikleştirir. Bu ara alan sosyal medyanın en güçlü alanlarından biridir. Çünkü açık pornografi yasaklanabilir. Ama erotik ima pazarlanabilir.
Bu yüzden sosyal medya, pornografinin ana akıma karıştığı değil, erotik bakışın gündelikleştiği bir alandır. İnsanlar açıkça cinsel içerik üretmeden de bedenleriyle dikkat ekonomisine katılabilir. Bu her zaman sorunlu değildir. İnsan kendi bedenini sevebilir, sergileyebilir, estetik ifade kurabilir, çekici görünmek isteyebilir, arzu edilebilir hissetmek isteyebilir. Bunların hepsi insanidir. Sorun, bedenin sürekli performans ve ölçüm altında kalmasıdır. Sorun, kişinin kendi bedenini yalnızca başkasının bakışına göre kurmaya başlamasıdır. Sorun, görünürlüğün rıza sanılmasıdır.
Sorun, sosyal medya paylaşımının başkalarına sınırsız kullanım hakkı verdiği düşüncesidir. Bir kişinin sosyal medyada kendini göstermesi, onun görüntüsünün kaydedilmesine, cinsel bağlamda yeniden kullanılmasına, deepfake yapılmasına, kapalı gruplarda paylaşılmasına, aşağılanmasına, arşivlenmesine veya rıza dışı biçimde başka platformlara taşınmasına izin verdiği anlamına gelmez. Görünürlük rıza değildir. Sosyal medya bu ilkeyi daha da önemli hale getirir.
Çünkü sosyal medyada insanlar kendilerini gösterir. Ama bu gösterme, sınırsız kullanım izni değildir. Bir fotoğraf paylaşmak, o fotoğrafın bağlamından koparılmasına rıza değildir. Bir kıyafetle görünmek, cinsel yorumlara rıza değildir. Bir dans videosu paylaşmak, bedenin kapalı gruplarda dolaştırılmasına rıza değildir. Bir yüz fotoğrafı koymak, yapay zekâ ile sahte mahrem görüntü üretilmesine rıza değildir. Kamusal görünürlük, cinsel kullanım izni değildir. Bu cümle sosyal medya çağının temel etik ilkelerinden biri olmalıdır.
Türkiye açısından sosyal medya ve kendini sergileme meselesi çok daha çelişkilidir. Çünkü Türkiye’de bir yandan güçlü ahlaki denetim vardır; diğer yandan sosyal medya görünürlüğü büyük bir ekonomik ve kültürel değer haline gelmiştir. İnsanlardan görünür olmaları, dikkat çekmeleri, özgüvenli görünmeleri, kendilerini marka gibi sunmaları beklenir. Ama özellikle kadınlar bu görünürlüğün bedelini daha ağır öder. Kadın sosyal medyada görünür olduğunda, bu görünürlük hemen ahlaki yargıya açılabilir. “Bunu neden paylaştı?” “Bu kıyafet ne?” “Kendini mi gösteriyor?” “Dikkat çekmek için yapıyor.” “Ailesi görmüyor mu?” “Böyle paylaşım yapılır mı?”
Bu yorumlar yalnızca bireysel ahlakçılık değildir. Kadın bedeninin kamusal görünürlüğünü denetleyen toplumsal mekanizmalardır. Kadın görünmezse yok sayılır. Görünürse yargılanır. Bu ikili baskı sosyal medyada çok sert çalışır. Sosyal medya kadınlara görünürlük imkânı verir; ama aynı zamanda onları daha fazla izlenebilir, kaydedilebilir, yargılanabilir ve hedef alınabilir hale getirir. Bir kadın kendi bedenini, tarzını, hayatını veya özgüvenini sergilediğinde bunu kendi öznesi olarak yapabilir. Ama toplum bu özneleşmeyi hemen kendi bakışıyla ele geçirmeye çalışır. Kadın kendi bedenini gösterir. Kalabalık o bedeni kendisininmiş gibi yorumlar.
Bu el koymadır. Sosyal medya çağında kadın bedenine el koyma, fiziksel temasla değil, yorumla, kayıtla, paylaşım zinciriyle, ekran görüntüsüyle, montajla, deepfake ile ve ahlaki yargıyla gerçekleşebilir. Bu yüzden dijital bakış da bir iktidar biçimidir. Erkekler açısından sosyal medya başka baskılar üretir. Erkek bedeninin fit, güçlü, başarılı, statü sahibi, özgüvenli, zengin, eğlenceli, çekici, kontrol sahibi ve performanslı görünmesi beklenebilir. Spor salonu görüntüleri, lüks tüketim, başarı gösterileri, flört imaları ve maskülen estetik erkek bedenini başka bir vitrine sokar. Burada da performans baskısı vardır.
Sosyal medya erkekliği de sahneye çıkarır. Ama kadın bedenine yüklenen ahlaki ceza ile erkek bedenine yüklenen performans baskısı aynı değildir. Erkek çoğu zaman gösterişle eleştirilir; kadın daha kolay ahlakla cezalandırılır. Erkek “fazla kendini beğenmiş” bulunabilir; kadın “ahlaksız” ya da “teşhirci” diye damgalanabilir. Bu fark önemlidir. Çünkü sosyal medyada bedenin sergilenmesi cinsiyetsiz bir deneyim değildir.
Türkiye’de sosyal medya, aile ve mahalle bakışını da dijitalleştirmiştir. Eskiden beden üzerindeki denetim daha çok fiziksel çevrede yaşanırdı: aile, mahalle, okul, işyeri, akraba, komşu. Sosyal medya bu denetimi genişletti. Artık bir fotoğraf aynı anda aileye, arkadaşa, eski partnere, iş arkadaşına, yabancıya, takipçiye, linç kalabalığına ve algoritmaya görünür olabilir. Bu, çok katmanlı bir bakıştır.
Kişi bir paylaşım yaparken yalnızca bir izleyiciye konuşmaz. Birden fazla izleyici aynı anda oradadır. Arkadaş başka bakar. Aile başka bakar. Erkek takipçi başka bakar. Marka başka bakar. İşveren başka bakar. Ahlakçı kalabalık başka bakar. Algoritma başka bakar. Bu nedenle sosyal medyada kendini sergilemek, sürekli hesap yapmayı gerektirir. Ne kadar görünür olabilirim? Kim yanlış anlar? Kim ekran görüntüsü alır? Kim aileme gösterir? Kim bunu başka bağlama taşır? Kim cinsel yorum yapar? Kim işyerinde sorun çıkarır? Kim beni takipten çıkarır? Kim beni daha fazla görünür kılar?
Bu hesap özellikle kadınlar ve LGBTİ+ bireyler için daha ağırdır. Çünkü görünürlük riski eşit dağılmaz. Bir erkek için sıradan sayılan paylaşım, kadın için ahlaki yargı konusu olabilir. Heteroseksüel biri için normal sayılan ilişki iması, queer biri için kimlik ifşası riskine dönüşebilir. Sınıfsal, kültürel ve ailevi baskılar da bu riski büyütür. Bu nedenle sosyal medya özgürlüğü eşit bir özgürlük değildir. Herkes paylaşım yapabilir. Ama herkes aynı bedeli ödemez.
Sosyal medyanın erotik imgeyle ilişkisi aynı zamanda “kendini nesneleştirme” meselesini de gündeme getirir. Kişi kendi bedenini özgürce sergileyebilir; bu onun hakkıdır. Ama kişi zamanla kendi bedenini yalnızca beğeni alacak yüzey olarak görmeye başlarsa, özne ile nesne arasındaki sınır bulanıklaşır. İnsan kendi bedenine dışarıdan bakar. Kendi görüntüsünü yönetir. Kendi pürüzünü siler. Kendi açısını seçer. Kendi bedenini pazara uygun hale getirir. Burada soru şudur: Kişi gerçekten kendini mi ifade ediyor, yoksa algoritmanın ödüllendirdiği bedene mi dönüşüyor?
Bu sorunun tek cevabı yoktur. Sosyal medya hem ifade alanıdır hem disiplin alanı. Hem özgürlük sağlar hem baskı üretir. Hem görünürlük verir hem kişiyi görünürlüğe bağımlı kılar. Hem beden olumlamasına alan açar hem yeni kusursuzluk normları üretir. Bu çelişkiyi koruyarak düşünmek gerekir. Sosyal medyayı sadece ahlaki çöküş diye okumak kolaycılıktır. Sosyal medyayı sadece özgürlük diye okumak da saflıktır. Gerçek, bu ikisinin arasındaki gerilimdedir.
Sosyal medya bazı insanlar için kendi bedenini sevme, görünür olma, bastırılmış kimliğini ifade etme, ana akım medyanın dışladığı bedenleri gösterme, queer görünürlük kurma, engelli bedenleri görünür kılma, yaşlılıkla barışma, beden çeşitliliğini savunma alanı olabilir. Bu değerli bir imkândır. Ama aynı sosyal medya bedenleri filtreye, beğeniye, sıralamaya, kıyasa, algoritmik ödüle, cinsel yoruma, arşivlemeye ve ticari etkileşime de açar. Yani aynı alan hem özgürleştirir hem sömürür. Bu, sosyal medyanın temel paradoksudur.
Pornografik bakış bu paradoksta güç kazanır. Çünkü sosyal medya insanları sürekli görmeye ve görülmeye alıştırır. Görme eylemi sıradanlaşır. Başkasının bedenine bakmak, yorum yapmak, kaydetmek, ekran görüntüsü almak, paylaşmak, kıyaslamak, arşivlemek daha kolay hale gelir. Bu kolaylık, etik sınırı zayıflatabilir. Oysa bakmak da etik bir eylemdir. Her görünene bakma hakkımız yoktur. Her paylaşılanı kaydetme hakkımız yoktur. Her bedeni yorumlama hakkımız yoktur. Her fotoğrafı başka bağlama taşıma hakkımız yoktur. Her görüntüyü cinsel hayal gücümüzün malzemesi yapma hakkımız yoktur. Sosyal medya bize teknik imkân verir.
Ama teknik imkân ahlaki hak değildir. Bu ayrım özellikle yapay zekâ çağında daha da önem kazanır. Çünkü sosyal medya, yapay zekâ için dev bir görsel hammadde alanıdır. İnsanlar yüzlerini, bedenlerini, seslerini, mimiklerini, tarzlarını, kıyafetlerini, günlük hayatlarını ve ilişkilerini sürekli paylaşır. Bu veriler, kötü niyetli kişiler tarafından deepfake, sahte mahremiyet üretimi, yüz değiştirme, taklit hesap, cinsel şantaj veya sentetik içerik için kullanılabilir. Sosyal medya fotoğrafı, yapay zekâ çağında yalnızca fotoğraf değildir. Potansiyel veri parçasıdır.
Bu, mahremiyet anlayışını kökten değiştirir. Eskiden mahremiyet, daha çok gizli olanın korunmasıyla ilgiliydi. Sosyal medya ve yapay zekâ çağında ise açık olanın kötüye kullanımı da mahremiyet meselesi haline gelmiştir. Kişi fotoğrafını kendisi paylaşmış olabilir. Ama bu, fotoğrafın başka bağlamda, cinsel içerikte, deepfake’te, sahte profilde veya aşağılayıcı montajda kullanılmasına rıza verdiği anlamına gelmez. Yeni mahremiyet sorusu şudur: Açıkça görünen bir şey, ne zaman hâlâ bana aittir? Cevap nettir: Her zaman. Görüntü dolaşıma çıkabilir. Ama kişinin hakkı görüntüden ayrılmaz.
Sosyal medya çağında bu ilke tekrar tekrar söylenmelidir. Çünkü “zaten paylaşmış” cümlesi, dijital ihlallerin en yaygın bahanesidir. “Zaten açık profildi”, “zaten herkes görüyordu”, “zaten kendini göstermiş”, “zaten böyle poz vermiş” gibi ifadeler, rıza dışı kullanımın meşrulaştırma dilidir. Bu dil reddedilmelidir. Paylaşmak, teslim olmak değildir. Görünmek, vazgeçmek değildir. Beğeni almak, sahiplenilmeye izin vermek değildir. Sosyal medya profili, kamu malı değildir.
Türkiye’de bu ilkenin yerleşmesi özellikle önemlidir. Çünkü sosyal medya paylaşımları sık sık ahlaki yargıya, aile baskısına, işyerinde sorunlara, okul içi dedikoduya, eski partner şantajına ve kapalı grup dolaşımına konu olabilir. Bir fotoğrafın bağlamından koparılması, kişinin hayatında gerçek sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sosyal medya okuryazarlığı yalnızca “ne paylaşmalıyız?” sorusuna indirgenmemelidir. “Başkasının paylaşımına nasıl davranmalıyız?” sorusu da aynı derecede önemlidir. Dijital etik yalnızca kendini koruma bilgisi değildir. Başkalarına zarar vermeme bilgisidir. Bir fotoğrafı kaydetmemek. Bir görüntüyü kapalı gruba atmamak.
Bir kişiyi cinsel yorumla hedef almamak. Bir paylaşımı bağlamından koparmamak. Bir deepfake üretmemek. Bir görüntüyü aramamak. Bir linç zincirine katılmamak. Bunlar dijital çağın temel ahlaki davranışlarıdır. Sosyal medya ve kendini sergileme meselesinde “özgürlük” kavramını da dikkatli kullanmak gerekir. Bir insanın kendi bedenini sergileme hakkı vardır. Kimse ahlak adına bedeni üzerinde tahakküm kurmamalıdır. Kadınların, LGBTİ+ bireylerin, gençlerin, sanatçıların veya herhangi bir kullanıcının kendi görünürlüğünü kurma hakkı savunulmalıdır. Ama aynı zamanda platformların bu görünürlüğü nasıl ekonomiye çevirdiği de sorgulanmalıdır.
Çünkü sosyal medyada beden yalnızca kişinin kendini ifade ettiği şey değildir. Platform için veri, reklam alanı, etkileşim nesnesi ve kullanıcı tutma aracıdır. Kişi kendi bedenini paylaşırken, platform o görüntüden davranış verisi üretir. Kim baktı, kim beğendi, kim kaydetti, kim tekrar izledi, kim yorum yaptı, kim paylaştı, hangi içerik daha fazla ilgi gördü? Bu veriler ekonomiye dönüşür. Böylece bedenin sosyal medya sergisi, aynı zamanda veri ekonomisinin parçası olur.
Pornografi tarihinde bedenin metalaşmasından söz etmiştik. Sosyal medyada beden farklı biçimde metalaşır. Her paylaşım doğrudan pornografik değildir. Ama her paylaşım veri, dikkat ve etkileşim ekonomisine girer. Beden ne kadar dikkat çekerse, platform için o kadar değerlidir. Bu yüzden sosyal medya çağında beden, yalnızca görsel nesne değil, veri üreten nesnedir. Bu dönüşüm çok önemlidir. Klasik pornografide beden görüntü olarak satılırdı. Sosyal medyada beden dikkat ve veri üretir. Yapay zekâ çağında ise beden model hammaddesine dönüşebilir. Bu üç aşama aynı tarihsel çizginin parçalarıdır.
Sosyal medya, pornografik bakış ile veri kapitalizmini birleştiren ara alandır. Kişi kendini gösterir. İzleyici bakar. Platform ölçer. Algoritma sıralar. Reklam sistemi değer biçer. Yapay zekâ potansiyel olarak öğrenir. Başkaları kaydeder. Bazıları kötüye kullanır. Medya haberleştirir. Ahlakçılar yargılar. Piyasa büyür. Bu zincirin ortasında insan bedeni vardır. Bedenin kendisi. Bedenin görüntüsü. Bedenin verisi. Bedenin sosyal anlamı. Bedenin riski.
Bu yüzden sosyal medya ve kendini sergileme başlığı, yalnızca gençlerin fazla fotoğraf paylaşması gibi yüzeysel bir mesele değildir. Modern beden rejiminin en önemli alanlarından biridir. İnsanlar artık yalnızca bedenleriyle yaşamaz; bedenlerinin dijital temsilleriyle de yaşar. Hatta bazen dijital temsil, gerçek bedenden daha etkili hale gelir. Bir fotoğraf iş fırsatı yaratabilir. Bir video linç doğurabilir. Bir paylaşım ilişki başlatabilir. Bir görüntü şantaj malzemesi olabilir. Bir poz haber olabilir. Bir ekran görüntüsü yıllar sonra geri dönebilir. Bir profil fotoğrafı deepfake hammaddesine dönüşebilir.
Bu nedenle sosyal medya bedeni hem güçlendirir hem savunmasız bırakır. Bu bölümün temel sonucu şudur: Sosyal medya, erotik imgenin ana akıma karıştığı en önemli alanlardan biridir. Burada insanlar kendilerini sergilerken yalnızca kendi arzularına göre değil; takipçi beklentisine, beğeni ekonomisine, güzellik normlarına, toplumsal cinsiyet rollerine ve algoritmanın görünürlük mantığına göre de şekillenir. Beden, hem öz ifade alanı hem piyasa nesnesi hem veri kaynağı hem de potansiyel mahremiyet riski haline gelir. Bu yüzden sosyal medyayı yalnızca özgürlük alanı olarak görmek eksiktir. Yalnızca ahlaki çöküş alanı olarak görmek de eksiktir.
Sosyal medya, modern bedenin hem sahnesi hem pazarı hem arşivi hem de risk alanıdır. Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir: Sosyal medya çağında insan yalnızca kendini göstermez; kendini izlenebilir, beğenilebilir, kaydedilebilir ve algoritmaya uygun hale getirir. Erotik imge artık yalnızca pornografi sitelerinde değil, gündelik paylaşım kültüründe, filtrelerde, pozlarda, hikâyelerde ve beğeni ekonomisinde dolaşır. Bu yüzden pornografik bakışın en güçlü biçimlerinden biri, artık açık cinsel içerikte değil, herkesin kendi bedenini başkasının bakışına göre düzenlemeye başlamasında yaşar.
Ve insan kendi bedenini yaşamaktan çok kendi bedeninin nasıl göründüğünü yönetmeye başladığında, ekran yalnızca görüntü göstermez. Ekran bedeni biçimlendirir.
7.5 Pornografik Bakışın Yayılması
Pornografi yalnızca pornografik sitelerde kalmaz. Bu cümle, medya ve görsel kültür tezinin en önemli sonucudur. Çünkü pornografiyi yalnızca belirli sitelere, belirli filmlere, belirli görüntülere, belirli yasaklı alanlara veya belirli tüketim alışkanlıklarına sıkıştırırsak, onun asıl kültürel etkisini kaçırırız. Pornografi bir içerik türüdür. Ama aynı zamanda bir bakış biçimidir.
Bu bakış, bedenleri nasıl gördüğümüzü, nasıl değerlendirdiğimizi, nasıl arzuladığımızı, nasıl sınıflandırdığımızı, nasıl kıyasladığımızı ve nasıl tükettiğimizi etkileyebilir. Pornografik bakış yalnızca çıplaklıkla ilgili değildir. Bir insan bedenini öznesinden koparıp parçalar, ölçer, puanlar, kategorize eder, dolaşıma sokar ve tüketilebilir yüzeye dönüştürür. Bu yüzden pornografik bakış, pornografik görüntünün ötesinde yaşar. Reklamda yaşayabilir. Magazinde yaşayabilir. Sosyal medyada yaşayabilir. Moda çekiminde yaşayabilir. Müzik klibinde yaşayabilir. Haber başlığında yaşayabilir. Spor yorumunda yaşayabilir. Dizi sahnesinde yaşayabilir.
Yapay zekâ üretiminde yaşayabilir. Hatta gündelik dilde, arkadaş sohbetinde, kapalı mesaj gruplarında ve sosyal medya yorumlarında yaşayabilir. Pornografik bakışın yayılması dediğimiz şey budur: Pornografi sitelerindeki açık cinsel temsilin değil, bedeni seyirlik, ölçülebilir, parçalanabilir ve tüketilebilir nesne haline getiren bakma biçiminin ana akım kültüre sızması. Bu sızma çoğu zaman fark edilmez. Çünkü çıplaklık yoktur. Açık cinsel içerik yoktur. Yasaklı görüntü yoktur. Ama beden yine tüketilir. Bir kadının kıyafeti parçalara ayrılarak yorumlanır. Bir erkeğin bedeni güç ve performans ölçüsüne çevrilir.
Bir ünlünün yaşlanması haber yapılır. Bir influencer’ın yüzü filtreyle kıyaslanır. Bir sporcunun bedeni estetik nesneye dönüştürülür. Bir oyuncunun sahnesi karakterinden koparılarak dolaşıma sokulur. Bir sosyal medya paylaşımı “olay poz” diye paketlenir. Bir haber başlığı mahremiyet ihlalini merak nesnesine çevirir. Bunların hiçbirinin pornografi olması gerekmez. Ama hepsinde pornografik bakışın izi olabilir.
Pornografik bakışın temel özelliği, bedeni insan bütünlüğünden ayırmasıdır. İnsan artık hikâyesi, düşüncesi, emeği, duygusu, sözü, sınırı, bağlamı ve öznel varlığıyla değil; bedeniyle, görüntüsüyle, parçalarıyla, ölçüsüyle, çekiciliğiyle, yaş görünümüyle, performansıyla ve izlenebilirliğiyle değerlendirilir. Beden insanı temsil etmez. İnsanın yerine geçer.
Bu, modern görsel kültürün en sert yanlarından biridir. Bir insanın söylediği şey değil, nasıl göründüğü öne çıkar. Bir kadının kariyeri değil, kıyafeti konuşulur. Bir erkeğin düşüncesi değil, gücü ve statüsü konuşulur. Bir oyuncunun emeği değil, bedeni konuşulur. Bir şarkıcının sesi değil, sahne kostümü konuşulur. Bir sporcunun başarısı değil, fiziği konuşulur. Beden, öznenin önüne geçer. Pornografik bakış burada çalışır.
Çünkü pornografik bakış insanı bedene indirger. Bedenin de tamamına değil, çoğu zaman belirli parçalarına odaklanır. Yüz, yaş, kilo, cilt, kas, göğüs, kalça, bel, bacak, saç, cinsel imaj, kıyafet, hareket, poz, duruş, ses, bakış… Hepsi ayrı ayrı değerlendirme nesnesi haline gelir. İnsan bütün değildir. Parçalanmış bir görüntü toplamıdır.
Bu parçalama yalnızca pornografide değil, ana akım kültürde de yaygındır. Moda dergileri bedeni parçalara böler. Reklamlar bedeni ürünle ilişkilendirir. Sosyal medya bedeni beğeniye açar. Magazin bedeni yorumlatır. Haber dili bedeni skandallaştırır. Spor medyası bedeni performans makinesine çevirir. Estetik endüstrisi bedeni düzeltilecek alanlara ayırır. Beden artık yaşanan yer değil, sürekli düzenlenen projedir.
Pornografik bakışın yayılması, bedenin doğal olmaktan çıkıp sürekli kontrol edilmesi gereken bir yüzeye dönüşmesidir. Nasıl görünüyorsun? Kaç yaşında gösteriyorsun? Yeterince fit misin? Yeterince genç misin? Yeterince çekici misin? Yeterince pürüzsüz müsün? Yeterince arzulanabilir misin? Yeterince güçlü müsün? Yeterince maskülen misin? Yeterince feminen misin? Yeterince farklı mısın? Yeterince izlenebilir misin? Bu sorular modern insanın bedenine yapışır. Ve insan zamanla kendi bedenine içeriden değil, dışarıdan bakmaya başlar. Bu çok önemlidir.
Pornografik bakış yalnızca başkasına bakma biçimi değildir. Kişinin kendi bedenine bakma biçimine de dönüşebilir. İnsan kendini yaşamak yerine kendini denetler. Kendini hissederek değil, nasıl göründüğünü hesaplayarak var olur. Fotoğraf çekilirken kendi bedeninin sahibi değil, kendi bedeninin yönetmeni olur. Sosyal medyada paylaşım yaparken bedenini sunar, ölçer, düzeltir, bekler. Kaç beğeni aldı? Kim gördü? Kim yorum yaptı? Kim kaydetti? Kim beğenmedi? Kim eski halimle kıyasladı? Bu sorular, bedenin başkasının bakışına teslim edilmesidir.
Pornografik bakışın kültüre yayılması, insanın kendi bedenini de pazardaki bir görüntü gibi yönetmesine yol açabilir. Bu yayılmanın en belirgin sonuçlarından biri kıyas kültürüdür. Bedenler sürekli kıyaslanır. Daha genç, daha güzel, daha fit, daha ince, daha kaslı, daha pürüzsüz, daha iddialı, daha çekici, daha doğal, daha estetik, daha cesur, daha “bakılabilir” bedenler öne çıkarılır. İnsanlar kendilerini bu görüntü havuzunda ölçer. Bu kıyas yalnızca pornografik bedenlerle yapılmaz. Reklam bedeniyle yapılır. Influencer bedeniyle yapılır. Ünlü bedeniyle yapılır. Filtrelenmiş yüzlerle yapılır. Estetik müdahale sonrası görüntülerle yapılır.
Yapay zekâ ile üretilmiş kusursuz bedenlerle yapılır. Böylece gerçek beden, gerçek olmayan veya yoğun biçimde düzenlenmiş görüntülerle aynı yarışa sokulur. Bu yarış adil değildir. Çünkü gerçek beden yaşar. Görüntü düzenlenir. Gerçek beden yorulur. Görüntü seçilir. Gerçek beden iz taşır. Görüntü pürüzsüzleştirilir. Gerçek beden değişir. Görüntü sabitlenir. Gerçek beden sınır koyar. Görüntü tüketilir.
Pornografik bakış gerçek bedenin bu gerçekliğini eksiklik gibi gösterir. Pürüz, yaş, iz, asimetri, kilo, sarkma, kırışıklık, yorgunluk, mahcubiyet, sınır, tereddüt, isteksizlik, sakarlık, değişim… Bunların hepsi insan bedeninin doğal halleridir. Ama görsel kültür bunları kusur gibi kodlayabilir. Böylece insan bedeni, kendisi olmaktan utanmaya başlar. Bu, pornografik bakışın en derin kültürel sonucudur.
Pornografik bakış, bedeni yalnızca tüketmez; bedene utanmayı da öğretir. Çünkü izleyiciye sürekli “ideal” beden gösterildiğinde, gerçek beden kendini eksik hisseder. Ana akım kültür bu eksiklik hissini büyütür. Sonra da bu eksikliğin çözümünü satar: diyet, spor, estetik, filtre, makyaj, kıyafet, poz, uygulama, bakım ürünü, operasyon, koçluk, abonelik, içerik, imaj. Önce eksiklik üretilir. Sonra çözüm pazarlanır. Bu da beden ekonomisinin temel döngüsüdür.
Pornografi, reklam, moda, sosyal medya ve estetik endüstrisi farklı alanlar gibi görünür. Ama hepsi bedenin eksik olduğu fikrinden beslenebilir. Pornografi ideal arzuyu gösterir. Reklam ideal bedene yaklaşma vaadi satar. Moda o bedeni giydirir. Sosyal medya o bedeni puanlar. Estetik endüstrisi o bedeni dönüştürür. Yapay zekâ ise o bedeni artık tamamen üretir. Bu zincirin sonunda gerçek beden kendini savunmak zorunda kalır. “Ben de değerliyim.” “Ben de arzulanabilirim.” “Ben de görünmeye hakkım var.” “Ben kusur değilim.” “Ben filtrelenmemiş halimle de insanım.” Bedenin bu savunmaya ihtiyaç duyması bile çağın acı göstergesidir.
Pornografik bakışın yayılması cinsiyetli işler. Kadın bedeni bu bakıştan daha ağır etkilenir. Çünkü tarihsel olarak kadın bedeni daha yoğun biçimde arzunun, ahlakın, güzelliğin, gençliğin ve teşhirin merkezi yapılmıştır. Kadın bedeni hem daha fazla görünür kılınır hem daha fazla yargılanır. Kadın bedeni reklamda satışı artırır. Magazinde tıklama getirir. Sosyal medyada etkileşim üretir. Pornografide arzu nesnesidir. Haber dilinde skandalın malzemesi olur. Ahlakçı dilde suçlama alanıdır. Bu nedenle kadın bedeni sürekli iki zıt emir arasında kalır: Görün. Ama fazla görünme. Çekici ol. Ama arzunu sahiplenme. Genç kal.
Ama bunu çabaladığın belli olmasın. Doğal ol. Ama kusursuz görün. Cesur ol. Ama ahlak sınırını aşma. Bu emirler kadını sürekli denetler. Pornografik bakış bu denetimin yalnızca bir parçasıdır. Magazin, reklam, sosyal medya ve ahlak dili bu bakışı tamamlar. Erkek bedeni de bu süreçten bağımsız değildir. Erkek bedeni de güç, kas, performans, kontrol, statü, cinsel yeterlilik ve başarı üzerinden ölçülür. Pornografik bakış erkekliği de daraltır. Erkeğe sürekli yeterli, güçlü, arzulu, dayanıklı, kontrol sahibi ve performanslı olma emri verir. Bu da erkekleri kendi kırılganlıklarından uzaklaştırır.
Ama kadın ve erkek bedenlerine yüklenen baskılar aynı biçimde işlemez. Kadın bedeni daha kolay teşhir ve ahlak konusu olur. Erkek bedeni daha çok güç ve performans ölçüsüne dönüşür. İki durumda da insan daralır. Pornografik bakışın yayılması, ilişki kültürünü de etkiler. İnsanlar birbirlerini özne olarak değil, görüntü olarak değerlendirmeye başlayabilir. Partner, insan olmaktan önce beden tipi, performans, görünüş, yaş, çekicilik, sosyal medya sunumu, cinsel imaj veya statü olarak algılanabilir. Bu da gerçek yakınlığın yerini görüntü beklentilerine bırakır. Gerçek ilişki, görüntüyle baş edemez hale gelir.
Çünkü gerçek ilişkide insan konuşur, yorulur, sıkılır, utanır, ister, istemez, değişir, kırılır, yaşlanır, sınır koyar, hata yapar. Pornografik bakış ise bu karmaşıklığı azaltır. İnsanı kategorilere, bedenlere, rollere ve beklentilere böler. Bu bakış ilişkiye taşındığında, karşıdaki kişi bir insan değil, beklentiye uyması gereken figür haline gelir. Bu da rıza kültürünü zayıflatabilir.
Çünkü bir insanı beden olarak gördüğünüzde, onun sınırını, isteğini, isteksizliğini, duygusunu ve hakkını daha kolay unutabilirsiniz. Pornografik bakış bedeni öznenin önüne koyduğu için, rıza sorusu da geri plana itilebilir. Oysa gerçek ilişkide beden asla sahibinden ayrı düşünülemez. Beden görüntü değildir. Beden kişiye aittir. Bedenin hakkı vardır. Bedenin sınırı vardır. Bedenin “hayır”ı vardır. Pornografik bakışın yayılması, bu hakikatleri zayıflatır.
Medya bu yayılmanın en güçlü taşıyıcılarından biridir. Çünkü medya bedeni sürekli dolaşımda tutar. Ünlülerin bedenleri haber olur. Sosyal medya paylaşımları haber olur. Kıyafetler haber olur. Sahne performansları haber olur. Estetik değişimler haber olur. Mahremiyet ihlalleri haber olur. Rıza dışı görüntüler bile çoğu zaman “skandal” diliyle haber yapılır. Medya burada yalnızca aktarıcı değildir. Bakışı kurar.
Hangi bedene bakılacağını seçer. Hangi görüntünün büyütüleceğini belirler. Hangi kelimenin kullanılacağını seçer. Hangi fotoğrafın konacağını, hangi karenin kırpılacağını, hangi başlığın atılacağını, hangi yorumların taşınacağını belirler. Böylece medya pornografik bakışı ya güçlendirir ya da sınırlar. Türkiye’de medya çoğu zaman güçlendiren tarafta durur. Çünkü tıklanma ekonomisi bedeni sever. Beden haber getirir. Beden merak getirir. Beden öfke getirir. Beden yorum getirir. Beden paylaşım getirir. Beden reklam geliri getirir.
Bu nedenle medya, pornografiyi kınasa bile pornografik bakışı kullanabilir. Bir kadının kıyafetini ahlaki tartışmaya açmak, bir ünlünün mahremiyetini “skandal” diye paketlemek, bir sosyal medya paylaşımını “olay poz” diye büyütmek, bir deepfake saldırısını merak uyandıracak şekilde haberleştirmek, pornografik bakışın ana akımdaki biçimleridir. Bu bakış yalnızca cinsel arzuya dayanmaz. Meraka dayanır. Yargıya dayanır. Utanca dayanır. Kıyaslamaya dayanır. Tıklamaya dayanır.
Pornografik bakışın ana akıma yayılması, arzunun ahlakla birleştiği yerde daha da güçlenir. Çünkü insanlar çoğu zaman yalnızca bakmak istemez; bakarken kendini haklı hissetmek de ister. Ahlaki kınama bu haklılığı sağlar. “Ben merak ettiğim için değil, toplumda ne olmuş görmek için bakıyorum.” “Ben izlemek için değil, kınamak için okuyorum.” “Ben teşhir etmiyorum, gündemi takip ediyorum.” Bu cümleler pornografik merakı temize çeker. Ahlak, bakışın bahanesine dönüşür.
Türkiye’de bu çok yaygındır. Kadın bedeni üzerinden ahlaki tartışma açılır. Sonra herkes o bedene bakar. Kıyafet eleştirilir ama fotoğraf tekrar tekrar paylaşılır. Sahne performansı kınanır ama video dolaşır. Mahremiyet ihlali “ayıp” bulunur ama görüntü aranır. Deepfake saldırısı lanetlenir ama isim ve içerik merak edilir. Bu ikiyüzlülük pornografik bakışın kültürel başarısıdır. Çünkü bakış, kendine her zaman meşru bir gerekçe bulur.
Pornografik bakışın yayılması sosyal medya ile hızlanmıştır. Eskiden medya bedeni seçer ve yayınlardı. Şimdi kullanıcılar da bedenleri seçer, büyütür, paylaşır, yorumlar, kaydeder, arşivler. Herkes küçük bir medya merkezi haline gelir. Böylece pornografik bakış merkezi olmaktan çıkar; dağılır. Bir paylaşım binlerce yorumla bedenin kamusal yargısına dönüşebilir. Bir ekran görüntüsü kapalı gruplarda dolaşabilir. Bir video bağlamından koparılabilir. Bir fotoğraf cinsel yoruma açılabilir. Bir kişi kendi paylaşımının anlamını kaybedebilir. Bu, sosyal medya çağında beden üzerindeki kontrol kaybıdır.
İnsan paylaşır; ama paylaşımın nasıl görüleceğini tamamen kontrol edemez. İnsan kendini ifade eder; ama kalabalık onu başka bağlama çekebilir. İnsan bir fotoğraf koyar; ama o fotoğraf başkasının arşivine, yorumuna, fantezisine, haberine, deepfake aracına veya linç zincirine girebilir. Bu yüzden sosyal medya çağında pornografik bakış daha sıradan ama daha tehlikeli hale gelir. Çünkü artık yalnızca belirli sitelerde değil, gündelik akışta yaşar.
Yapay zekâ bu yayılmayı yeni bir aşamaya taşır. Pornografik bakış artık yalnızca var olan bedenlere bakmakla kalmaz; beden üretebilir. Gerçek kişilerin yüzlerinden sahte mahrem görüntüler yapılabilir. Tamamen sentetik bedenler üretilebilir. Gerçek bedenlerden daha kusursuz, daha uyumlu, daha pürüzsüz ve daha talebe göre şekillenmiş görseller yaratılabilir. Bu, bakışın üretime dönüşmesidir. Eskiden pornografik bakış bedeni arar, seçer, izler ve tüketirdi. Şimdi beden yoksa bile beden yaratabilir. Bu çok büyük bir kırılmadır.
Yapay zekâ çağında pornografik bakışın yayılması sadece kültürel değil, teknik hale gelir. Kullanıcı artık yalnızca izleyici değildir; komut veren, üreten, dönüştüren ve çoğaltan aktör olabilir. Bu durum rıza, mahremiyet ve beden hakkı açısından çok daha ciddi riskler doğurur. Özellikle kadınlar, queer bireyler, ünlüler, gazeteciler, siyasetçiler, öğrenciler ve sosyal medyada görünür olan kişiler hedef alınabilir. Çünkü pornografik bakış artık “seni izliyorum” demekle kalmaz; “seni istediğim bağlama yerleştirebilirim” demeye başlar. Bu, dijital çağın en ağır şiddet biçimlerinden biridir. Görüntü sahte olabilir. Ama zarar gerçek olur.
Pornografik bakışın ana akıma yayılması, gerçek ile sahte arasındaki ayrımı da aşındırır. İnsanlar çok fazla görüntüyle karşılaştıkça, görüntünün arkasındaki hak, rıza ve emek sorularını daha az sormaya başlayabilir. “Zaten herkes paylaşıyor”, “zaten internette var”, “zaten ünlü”, “zaten böyle poz vermiş”, “zaten yapay zekâ üretmiş” gibi cümleler bu duyarsızlaşmanın işaretidir. Bu cümlelerin hepsi tehlikelidir. Çünkü görüntüyü kişiden ayırır.
Oysa görüntü kişiden tamamen ayrılamaz. Bir yüzün sahibi vardır. Bir bedenin sahibi vardır. Bir sesin sahibi vardır. Bir mahremiyetin sahibi vardır. Bir görüntünün bağlamı vardır. Bir paylaşımın sınırı vardır. Bir rızanın kapsamı vardır. Pornografik bakış bu sınırları silmek ister. Etik bakış ise bu sınırları yeniden kurmak zorundadır.
Bu noktada medya okuryazarlığı hayati hale gelir. İnsanların yalnızca “pornografi zararlı mı, değil mi?” sorusunu değil; “ben nasıl bakıyorum?” sorusunu da sorması gerekir. Çünkü pornografik bakış yalnızca içerikten gelmez. İzleyicinin tutumuyla da oluşur. Bir görüntüye nasıl bakıyorum? Bu kişi özne mi, nesne mi benim için? Bu görüntü rızayla mı dolaşımda? Bu haber merakımı mı sömürüyor? Bu paylaşımı yorumlamaya hakkım var mı? Bu bedeni kıyaslamaya hakkım var mı? Bu fotoğrafı kaydetmem etik mi? Bu görüntüyü başka bağlama taşımam zarar verir mi? Bu sorular, pornografik bakışa karşı temel savunmadır.
Çünkü sorun yalnızca neyin üretildiği değildir. Neyin nasıl tüketildiğidir. Pornografik bakışın yayılmasına karşı çıkmak, bedeni saklamak anlamına gelmez. Bu önemli bir ayrımdır. Mesele çıplaklığı, cinselliği, erotizmi, güzelliği, çekiciliği, sahne performansını, sosyal medya görünürlüğünü veya kişinin kendi bedenini ifade etmesini yasaklamak değildir. Mesele bedeni öznesinden koparmamaktır. Bir insan kendi bedenini gösterebilir. Kendi imajını kurabilir. Kendi cinselliğini ifade edebilir. Kendi estetiğini yaratabilir. Kendi görünürlüğünü yönetebilir. Ama bu, başkalarının onu nesneleştirme hakkı olduğu anlamına gelmez.
Özgürlük ile nesneleştirme arasındaki fark burada yatar. Bir kişinin kendi bedenini kullanması özneleşme olabilir. Aynı bedenin başkaları tarafından bağlamından koparılıp tüketilmesi nesneleştirme olabilir. Görüntü aynı olabilir. İlişki farklıdır. Bu nedenle pornografik bakış eleştirisi ahlakçı yasakçılığa dönüşmemelidir. Çünkü ahlakçı yasakçılık da çoğu zaman bedeni kontrol etmek ister. Özellikle kadın bedenini, queer bedenleri, gençlerin görünürlüğünü ve cinsel ifadeyi bastırmak için pornografi eleştirisini araç haline getirebilir. Bu kitap açısından temel ayrım şudur: Sorun bedenin görünmesi değildir.
Sorun bedenin kişinin kontrolünden koparılmasıdır. Sorun arzu değildir. Sorun arzunun hak, rıza ve özne tanımadan tüketim düzenine dönüşmesidir. Sorun erotik imge değildir. Sorun erotik imgenin insanı nesneye indirgemesidir. Sorun sosyal medya görünürlüğü değildir. Sorun görünürlüğün sınırsız kullanım izni sanılmasıdır. Bu ayrımlar korunmazsa, pornografik bakış eleştirisi kolayca sansürcü ahlaka dönüşür. Oysa burada hedef sansür değil, bakışın eleştirisidir.
Pornografik bakışın yayılması bize modern kültür hakkında şunu söyler: Artık beden, yalnızca beden değildir. Beden bir görsel veri, sosyal sermaye, haber malzemesi, reklam yüzeyi, arzu nesnesi, algoritmik sinyal, ahlaki tartışma alanı ve yapay zekâ hammaddesidir. Bu kadar çok işlev yüklenen bedenin özgür kalması zordur. Bu yüzden beden hakkını yeniden düşünmek gerekir. Beden hakkı yalnızca fiziksel dokunulmazlık değildir. Görüntü hakkıdır. Bağlam hakkıdır. Rıza hakkıdır. Mahremiyet hakkıdır. Temsil hakkıdır. Unutulma hakkıdır. Yapay zekâ çağında benzerlik hakkıdır.
Bir insanın bedeni üzerindeki hakkı, yalnızca fiziksel dünyada başlamaz ve bitmez. Görüntüde, arşivde, platformda, haber başlığında, sosyal medya paylaşımında, arama sonucunda ve sentetik üretimde devam eder. Pornografik bakış bu hakkı zayıflatır. Hak temelli bakış ise güçlendirir. Bu bölümün temel sonucu şudur: Pornografi yalnızca pornografik sitelerde kalmaz. Onun bakış biçimi ana akım kültüre sızar. Bedenler daha fazla parçalanır, ölçülür, kıyaslanır ve tüketilir hale gelir. Reklam, moda, magazin, sosyal medya, haber dili ve yapay zekâ bu bakışı farklı biçimlerde yeniden üretebilir.
Pornografik bakışın en büyük başarısı, kendini pornografi dışında da normalleştirmesidir. Artık bedenlere bakarken, onları puanlarken, kıyaslarken, kaydederken, haber yaparken, yorumlarken, arzularken ve yargılarken bu bakışın içinden konuşuyor olabiliriz. Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir:
Pornografik bakış, açık cinsel görüntülerin sınırını aşarak ana akım kültüre yayılır; bedeni insandan ayırır, parçalar, ölçer, kıyaslar ve tüketilebilir hale getirir. Reklamda estetik, magazinde haber, sosyal medyada özgüven, yapay zekâda üretim gibi görünen şeylerin içinde aynı bakış dolaşabilir. Bu yüzden pornografi yalnızca belli sitelerde aranacak bir şey değildir; bazen bir başlıkta, bir yorumda, bir filtrede, bir kıyafet tartışmasında, bir beğeni ekonomisinde ve bir bedenin başkasının gözünden yaşanmaya zorlanmasında kendini gösterir. Ve pornografik bakışın en tehlikeli hali, artık pornografik görünmediği halidir.
Haklısın, kanvas ya da ayrı yazı bloğu kullanmadan devam ediyorum.
7.6 Mizah, Skandal ve Ahlak Panikleri
Pornografi çoğu zaman açıkça pornografi olarak değil; skandal, mizah, ifşa, siyasi kriz, ünlü dedikodusu, ahlak tartışması ve toplumsal panik biçiminde ana akım medyada görünür olur. Bu çok önemlidir. Çünkü cinselliğin doğrudan konuşulamadığı toplumlarda cinsellik ortadan kalkmaz. Sadece başka kılıklara girer. Mizaha dönüşür. İmaya dönüşür. Dedikoduya dönüşür. Skandala dönüşür. “Ahlak elden gidiyor” paniğine dönüşür. “Görüntüler ortaya çıktı” haberine dönüşür. “O video” fısıltısına dönüşür. “Link var mı?” arayışına dönüşür. Yani cinsellik konuşulmadığında kaybolmaz. Yeraltına iner. Yan dilden konuşur. Gülerek konuşur. Kınayarak konuşur.
Fısıldayarak konuşur. Ve çoğu zaman daha kirli biçimde konuşur. Türkiye’de bu durum daha belirgindir. Çünkü cinsellik kamusal alanda açık, sağlıklı, hak temelli ve eğitimli biçimde konuşulmadığında mizah, ima, skandal ve dedikodu pornografik bakışın taşıyıcıları haline gelir. İnsanlar doğrudan “cinsellik”, “rıza”, “mahremiyet”, “arzu”, “beden hakkı”, “dijital cinsel şiddet” gibi kavramlarla konuşmak yerine, meseleyi şakayla, laf sokmayla, imayla, ahlaki kınamayla ya da skandal merakıyla dolaşıma sokar. Bu dolaşım masum değildir. Çünkü mizah bazen gerilimi azaltır. Ama bazen şiddeti görünmez kılar.
Bir mahremiyet ihlali “geyik” malzemesi olduğunda, ortada zarar gören bir insan olduğu unutulur. Bir kadının görüntüsü üzerinden yapılan espriler, failin eylemini hafifletir. Bir ünlünün özel hayatı “makara” konusu olduğunda, mahremiyet hakkı seyirlik dedikoduya dönüşür. Bir deepfake saldırısı “teknoloji şakası” gibi anlatıldığında, dijital cinsel şiddet eğlenceye çevrilir. Mizah, burada suçun üzerini örten perde olabilir.
Türkiye’de cinselliğin mizahla ilişkisi çok eski ve güçlüdür. Açık konuşulamayan şey şakayla konuşulur. Ayıp olan şey imayla söylenir. Doğrudan ifade edilemeyen arzu, çift anlamlı kelimeye, kahkahaya, argo ifadeye, sahne esprisine, erkek muhabbetine, sosyal medya caps’ine, stand-up malzemesine, dizi repliğine, magazin diline sızar.
Bu dil bazen özgürleştirici olabilir. Baskıcı ahlakın karşısında mizah nefes alanı açabilir. Cinselliği yalnızca korku ve yasak diliyle konuşan toplumlarda mizah, tabuyu kıran bir araç haline gelebilir. Ama aynı mizah, kolayca aşağılamaya ve teşhire de dönüşebilir. Özellikle kadın bedeni söz konusu olduğunda, mizah çoğu zaman erkek bakışının kılıfı haline gelir. Kadının kıyafetiyle, bedeniyle, ilişkisiyle, sesiyle, sahne performansıyla, sosyal medya paylaşımıyla, mahremiyet ihlaliyle dalga geçilir. Bu dalga geçme, “şakaydı” denilerek savunulur. Oysa şaka, bazen ahlaki sorumluluktan kaçış biçimidir.
“Şaka yaptık” cümlesi, pornografik bakışı temize çıkaramaz. Çünkü bir insanın bedeni, mahremiyeti veya rızası dışında dolaşıma sokulmuş görüntüsü eğlence malzemesi değildir. Rıza dışı mahrem görüntüye gülmek, yalnızca kötü zevk değildir; ihlalin toplumsal devamıdır. Fail görüntüyü yayar, kalabalık güler, medya haber yapar, sosyal medya caps üretir. Böylece şiddet mizaha karışır. Bu, Türkiye’de çok sık görülen bir mekanizmadır. Bir olay çıkar. Önce “skandal” denir. Sonra “görüntüler” konuşulur. Sonra sosyal medya “yıkılır.” Sonra espriler başlar. Sonra caps’ler yapılır. Sonra olayın insanı unutulur. Geriye yalnızca malzeme kalır.
İşte pornografik bakışın en soğuk biçimlerinden biri budur: İnsanı malzemeye çevirmek. Skandal da aynı biçimde çalışır. Skandal, cinselliği hem görünür kılar hem ahlaki kılıfa sokar. “Skandal görüntü”, “skandal ilişki”, “skandal paylaşım”, “skandal sahne” gibi ifadeler, okura iki şey söyler. Birincisi: Burada ayıp bir şey var. İkincisi: Burada bakmaya değer bir şey var. Skandal kelimesi, ahlak ile merak arasındaki köprüdür.
Bu yüzden medya skandalı sever. Çünkü skandal hem kınama üretir hem tıklama getirir. Okur kendini yalnızca meraklı biri olarak değil, ahlaki tepki gösteren biri olarak hisseder. Böylece bakış meşrulaşır. “Ben izlemek için değil, kınamak için bakıyorum” duygusu doğar. Ama sonuç değişmez. Bakılmıştır. Paylaşılmıştır. Konuşulmuştur. Beden yeniden dolaşıma sokulmuştur. Mahremiyet yeniden ihlal edilmiştir.
Skandal haberleri bu yüzden pornografik bakışı ana akıma taşıyan en güçlü araçlardan biridir. Çünkü açık pornografi gibi görünmezler. Haber gibi görünürler. Toplumsal tepki gibi görünürler. Ahlak tartışması gibi görünürler. Ama çoğu zaman bedene, mahremiyete ve cinsel meraka dayalı bir trafik üretirler.
Türkiye’de bu tür skandallar özellikle kadınlar üzerinden büyür. Kadın ünlünün kıyafeti skandal olur. Kadın siyasetçinin özel hayatı skandal olur. Kadın öğretmenin sosyal medya paylaşımı skandal olur. Kadın öğrencinin görüntüsü skandal olur. Kadın sanatçının sahne performansı skandal olur. Kadın influencer’ın pozu skandal olur. Erkek talebi çoğu zaman görünmez kalır. Kadın görünürlüğü skandal olur. Bu, daha önceki bölümlerde tartıştığımız çifte standardın medya biçimidir.
Ahlak panikleri de burada devreye girer. Ahlak paniği, bir olayın gerçek boyutundan bağımsız biçimde toplumun değerlerinin, ailenin, gençlerin, çocukların, kadınların, erkekliğin, milletin veya kültürün tehdit altında olduğu duygusuyla büyütülmesidir. Pornografi, cinsellik, erotik imge, LGBTİ+ görünürlüğü, sosyal medya paylaşımları, ünlülerin sahne kostümleri veya gençlerin davranışları kolayca ahlak paniğinin malzemesi yapılabilir. Ahlak paniği düşünmez. Ayrım yapmaz. Bağlam sormaz. Rıza var mı diye bakmaz. Hak ihlali mi, özgür ifade mi, sanat mı, sömürü mü, şiddet mi, yetişkin tercihi mi, çocuk koruma meselesi mi ayırmaz.
Hepsini aynı torbaya atar. Bu torbanın adı çoğu zaman “ahlaksızlık” olur. Oysa bu kitap boyunca ısrarla kurduğumuz ayrımlar burada da korunmalıdır. Rızaya dayalı yetişkin erotik temsil başka şeydir. Rıza dışı mahremiyet ihlali başka şeydir. Çocuk istismarı materyali bambaşka ve en ağır suç alanıdır. Deepfake saldırısı başka şeydir. Sanat başka şeydir. Cinsel sağlık bilgisi başka şeydir. Queer görünürlük başka şeydir. Sosyal medya paylaşımı başka şeydir. Ahlak paniği bu ayrımları yok eder. Ayrımlar yok olduğunda, gerçek zararlar da görünmezleşir.
Çünkü toplum her şeye “ahlaksızlık” dediğinde, rıza dışı cinsel şiddetin özel ağırlığını da kaybeder. Bir kadının kıyafetiyle bir kişinin mahrem görüntüsünün rıza dışı yayılması aynı ahlak torbasına atılırsa, mağduriyetin adı silinir. Bir deepfake saldırısı “müstehcen görüntü skandalı” diye anlatılırsa, teknolojik şiddet görünmez olur. Bir cinsel sağlık içeriği pornografiyle aynı kefeye konursa, bilgi de cezalandırılır. Bu yüzden ahlak paniği, mağduru korumaz. Çoğu zaman mağduru daha da savunmasız bırakır.
Türkiye’de cinselliğin açık konuşulamaması, ahlak paniğini daha da güçlendirir. Çünkü toplum bilmediği şeyi daha kolay tehdit sayar. Cinsel eğitim zayıfsa, rıza kavramı yerleşmemişse, mahremiyet dijital çağda yeniden düşünülmemişse, yapay zekâ deepfake saldırıları anlaşılmamışsa, pornografi ile rıza dışı içerik arasındaki fark bilinmiyorsa, her olay kolayca panik yaratır. Panik ise en hızlı siyasi yakıtlardan biridir.
Pornografi ve cinsellik, siyaset için çok kullanışlı alanlardır. Çünkü ahlak üzerinden geniş kitleleri harekete geçirmek kolaydır. “Aile bozuluyor”, “gençlik elden gidiyor”, “toplum çürüyor”, “ahlaksızlık yayılıyor”, “dış güçler kültürümüzü bozuyor”, “sosyal medya çocukları mahvediyor” gibi cümleler hızlı etki yaratır. Bu cümlelerin içinde bazen gerçek sorunlar da olabilir. Ama panik dili, gerçek sorunu çözmekten çok siyasi avantaj üretir. Gerçek sorun nedir? Rıza dışı görüntülerin yayılması. Çocukların korunması. Dijital şantaj. Deepfake saldırıları. Platformların sorumluluğu. Cinsel eğitim eksikliği. Mahremiyet bilinci. Veri güvenliği.
Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin hedef alınması. Medyanın teşhir dili. Ama ahlak paniği bunları ayrıntılı biçimde konuşmak yerine, meseleyi büyük ve bulanık bir düşmana bağlar. Böylece çözüm de çoğu zaman yasak, sansür, erişim engeli, genel ahlak çağrısı veya cezalandırma refleksi olur. Oysa kör yasak, kör piyasa üretir. Ahlak paniği pornografiyi ortadan kaldırmaz. Onu daha gizli, daha denetimsiz, daha merdiven altı ve daha şiddete açık hale getirebilir.
Bu nedenle pornografiyle mücadele edilecekse, panik diliyle değil, hak diliyle konuşmak gerekir. Çocukları korumak gerekir; ama bu, yetişkinlerin rızaya dayalı ifadelerini otomatik olarak bastırmak anlamına gelmez. Rıza dışı görüntülerle mücadele etmek gerekir; ama bu, mağduru skandal nesnesine çevirmek anlamına gelmez. Deepfake saldırılarını cezalandırmak gerekir; ama bu, yapay zekâ korkusunu genel ahlak sopasına dönüştürmek anlamına gelmez. Hak dili ayrım yapar. Panik dili yakar.
Mizah, skandal ve ahlak paniği arasındaki ilişki burada daha net görünür. Mizah, skandalın gündelik dolaşımını sağlar. Skandal, medyanın ilgisini büyütür. Ahlak paniği, olaya toplumsal ve siyasi ağırlık verir. Üçü birleştiğinde cinsellik kamusal alanda açıkça tartışılmış gibi görünür; ama aslında sağlıklı biçimde konuşulmaz. Konuşulan şey cinsellik değildir. Konuşulan şey dedikodudur. Konuşulan şey utançtır. Konuşulan şey bedendir. Konuşulan şey ahlaki öfkedir. Konuşulan şey “kim ne yaptı?” merakıdır. Ama rıza konuşulmaz. Mahremiyet konuşulmaz. Dijital güvenlik konuşulmaz. Cinsel eğitim konuşulmaz. Fail konuşulmaz.
Platform sorumluluğu konuşulmaz. Medyanın dili konuşulmaz. Bu yüzden Türkiye’de cinsellik çoğu zaman çok konuşuluyor gibi görünür ama aslında konuşulmaz. Herkes skandalı konuşur. Kimse kavramı konuşmaz. Herkes görüntüyü konuşur. Kimse rızayı konuşmaz. Herkes ünlünün kıyafetini konuşur. Kimse bakışın kendisini konuşmaz. Herkes ahlakı konuşur. Kimse hakkı konuşmaz. Bu, büyük bir kültürel yanılsamadır. Türkiye cinselliği konuşmayan değil, cinselliği yanlış biçimde konuşan bir toplumdur. Cinsellik mizahla konuşulur. Dedikoduyla konuşulur. Skandalla konuşulur. Kınamayla konuşulur.
Ama bilgiyle, hakla, rızayla, beden politikasıyla, medya etiğiyle ve eğitimle yeterince konuşulmaz. Bu durum pornografik bakışın işine yarar. Çünkü açık ve doğru dil yoksa ima güçlenir. Kavram yoksa dedikodu güçlenir. Eğitim yoksa pornografi fiili öğretmen olur. Hak dili yoksa ahlak dili mağduru ezer. Medya etiği yoksa skandal trafik getirir. Rıza bilgisi yoksa görüntü merakı zincir olur. Mizah da bu boşluğun taşıyıcılarından biridir.
Özellikle erkek gruplarında cinsellik mizahı çoğu zaman pornografik bakışın normalleştiği alandır. Kapalı sohbetlerde, arkadaş gruplarında, işyerinde, okulda, askerlikte, sosyal medya yorumlarında kadın bedeni üzerine yapılan şakalar yalnızca şaka değildir. Bu şakalar kimin bedeninin konuşulabilir, kimin mahremiyetinin eğlenceye çevrilebilir, kimin görüntüsünün paylaşılabilir, kimin aşağılanabilir olduğunu öğretir. Mizah burada kültürel eğitimdir. Kötü bir eğitim.
Bir erkek grubu, rıza dışı görüntü üzerinden şaka yapıyorsa, orada yalnızca mizah yoktur. Orada dijital cinsel şiddetin seyirci kültürü vardır. Bir kadının sahne kıyafeti üzerinden aşağılayıcı espriler yapılıyorsa, orada yalnızca eğlence yoktur. Orada kadın bedeninin kamusal denetimi vardır. Bir queer bireyin cinselliği karikatürleştiriliyorsa, orada yalnızca komedi yoktur. Orada görünmezlik ve aşağılamanın devamı vardır. Şaka, iktidarsızların güçlüye karşı silahı olabilir. Ama güçlülerin zayıfa karşı kullandığında sopa olur. Bu ayrım çok önemlidir.
Cinsellik mizahını tümüyle yasakçı bir dille mahkûm etmek gerekmez. Mizah tabuları kırabilir. Baskıcı ahlaka meydan okuyabilir. Bedeni utançtan kurtarabilir. Cinselliği insanileştirebilir. Ama mizah rıza dışı görüntüyü, mağduru, kadın bedenini, queer kimliği veya mahremiyet ihlalini hedef aldığında özgürleştirici değil, ezici hale gelir. Mizahın etik sorusu şudur: Kime gülüyoruz? Neye gülüyoruz? Kimin zararını eğlenceye çeviriyoruz? Faili mi teşhir ediyoruz, mağduru mu? İktidarı mı sarsıyoruz, savunmasız olanı mı eziyoruz? Bu sorular sorulmadan “şakaydı” savunması yeterli değildir.
Skandal kültürü de benzer biçimde sorgulanmalıdır. Skandal her zaman gerçek bir ahlaki sorun göstermez. Bazen yalnızca toplumun bastırdığı arzunun patlama noktasıdır. Bir kadın ünlünün kıyafeti skandal olur, çünkü toplum o bedene bakmak ister ama baktığını kabul etmek istemez. Bir sosyal medya paylaşımı skandal olur, çünkü insanlar hem merak eder hem yargılar. Bir ilişki skandal olur, çünkü mahrem hayat seyirlik hale getirilir. Skandal çoğu zaman şu ikili duygudan beslenir: Bakmak istiyorum. Ama bakışımı ahlaki öfkeyle gizlemek istiyorum. Bu yüzden skandal, pornografik bakışın en kullanışlı maskelerinden biridir.
Ahlak panikleri ise bu maskeyi toplumsal kampanyaya dönüştürür. Tekil bir olay, büyük bir çürüme hikâyesine bağlanır. Bir sahne performansı “toplum bozuluyor” delili yapılır. Bir sosyal medya paylaşımı “gençlik bitiyor” paniğine dönüşür. Bir queer görünürlük “aileye saldırı” gibi sunulur. Bir dijital mahremiyet ihlali bile bazen mağduru koruma yerine “ahlaksızlaşma” anlatısına malzeme yapılır. Bu, sorunu çözmez. Sorunu ideolojik malzemeye çevirir.
Pornografik bakış burada bir yandan kınanır, bir yandan çoğaltılır. Ahlak paniği ne kadar büyürse, merak da o kadar büyür. Yasaklanan, kınanan, skandallaştırılan şey daha fazla aranır. Medya daha fazla haber yapar. Sosyal medya daha fazla konuşur. Mizah daha fazla üretir. Böylece ahlak paniği, mücadele ettiğini söylediği görüntü ekonomisini büyütür. Panik, reklam gibi çalışır. Bu cümle Türkiye’de birçok cinsel skandal haberinin özeti olabilir.
Bir görüntüye “sakın bakmayın” dendiğinde, bakış isteği artabilir. Bir sahneye “ahlaksızlık” dendiğinde, o sahne daha fazla izlenebilir. Bir paylaşım “toplumu ayağa kaldırdı” diye haberleştirildiğinde, paylaşım daha fazla dolaşıma girer. Bir deepfake saldırısı “skandal video” diye anlatıldığında, insanlar videoyu aramaya başlayabilir. Yani ahlaki kınama, merak motorunu çalıştırabilir.
Bu nedenle medya ve siyaset, cinsellik içeren olaylarda çok dikkatli dil kullanmalıdır. Hak ihlali varsa adı doğru konmalıdır. Rıza dışı görüntü varsa mağdur korunmalıdır. Çocuk istismarı varsa en sert hukuki çerçeve kurulmalıdır. Yetişkinlerin rızaya dayalı ifadesi söz konusuysa ahlak paniğiyle hedef gösterilmemelidir. Deepfake saldırısı varsa teknik ve hukuki sorumluluk konuşulmalıdır. Ama “skandal”, “ahlaksızlık”, “rezalet”, “toplum bunu konuşuyor” gibi ifadeler çoğu zaman sorunu çözmez. Sorunu seyirlik hale getirir.
Türkiye’de bu seyirlik kültürün bir başka boyutu da “dedikodu”dur. Dedikodu, cinselliğin kapalı toplumlarda dolaşım biçimidir. İnsanlar açık konuşamadıkları şeyi üçüncü kişiler üzerinden konuşur. Kimin kiminle olduğu, kimin ne yaptığı, kimin görüntüsünün çıktığı, kimin paylaşım yaptığı, kimin sahnede ne giydiği, kimin kiminle yakalandığı dedikodu malzemesi olur. Dedikodu, mahremiyetin sosyal para birimidir. Kim bilgiye sahipse güç kazanır. “Bende görüntü var.” “Ben biliyorum.” “Bana attılar.” “Şunu gördün mü?” “Kimmiş biliyor musun?”
Bu cümleler, pornografik merakın gündelik dolaşımıdır. Özellikle rıza dışı mahrem görüntüler söz konusu olduğunda dedikodu masum değildir. Dedikodu, ihlalin sosyal dağıtım ağıdır. Görüntü paylaşılmasa bile konuşulması, ima edilmesi, kişinin kimliğinin dolaşıma sokulması mağduriyeti büyütebilir. Bu yüzden “sadece konuştuk” savunması da her zaman yeterli değildir. Mahremiyet ihlalinde söz de zarar verebilir. İma da zarar verebilir. Şaka da zarar verebilir. Başlık da zarar verebilir. Caps de zarar verebilir. Ahlaki yorum da zarar verebilir. Pornografik bakış yalnızca görüntüyle değil, dil aracılığıyla da yayılır.
Bu bölümün ana iddiası tam olarak budur: Türkiye’de cinsellik açık, sağlıklı ve hak temelli biçimde konuşulmadığı için mizah, skandal, dedikodu ve ahlak paniği pornografik bakışın taşıyıcıları haline gelir. Bu taşıyıcılar, pornografiyi ana akıma sokar ama pornografi adıyla değil; haber, şaka, tepki, sosyal medya gündemi, siyasi tartışma veya ahlak savunusu adıyla sokar. Bu yüzden pornografik bakışın en tehlikeli biçimi bazen açık pornografik içerik değildir. Bir kahkaha olabilir. Bir başlık olabilir. Bir ima olabilir. Bir “duydun mu?” cümlesi olabilir. Bir “link var mı?” mesajı olabilir. Bir “toplum nereye gidiyor?” çıkışı olabilir.
Yapay zekâ çağında bu mekanizma daha da karmaşıklaşacaktır. Sahte cinsel görüntüler, deepfake skandalları, ünlülerin veya sıradan insanların yüzleriyle üretilmiş içerikler, sosyal medyada hızla mizah ve panik malzemesi haline gelebilir. İnsanlar “gerçek mi sahte mi?” diye merak ederken görüntünün dolaşımını büyütebilir. Medya “sahte görüntü skandalı” diyerek aramayı artırabilir. Sosyal medya caps üretirken mağdurun adını daha fazla yayabilir. Bu nedenle yeni dönemin etik ilkesi şudur: Sahte mahremiyet saldırısını mizah malzemesi yapma. Deepfake’i skandal diye pazarlama. Gerçek olup olmadığını merak ettirme.
Mağduru değil, saldırıyı ve sistemi konuş. Çünkü görüntü sahte olabilir ama sosyal ceza gerçektir. Türkiye’de özellikle kadınlar, ünlüler, gazeteciler, öğrenciler, siyasetçiler ve LGBTİ+ bireyler bu riskle daha fazla karşılaşabilir. Bir sahte görüntü yalnızca teknik bir oyun değildir; aile, iş, okul, siyaset, medya ve sosyal çevre içinde gerçek sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden mizah ve skandal dili, yapay zekâ çağında daha da tehlikeli hale gelir.
Bu bölüm, medya ve görsel kültür tezinin önceki başlıklarını tamamlar. Reklam erotik imgeyi satar. Magazin bedeni haberleştirir. Sosyal medya bedeni algoritmaya uygun hale getirir. Pornografik bakış ana akıma yayılır. Mizah, skandal ve ahlak panikleri ise bu bakışı toplumun gündelik diline taşır. Böylece pornografi yalnızca site, film, video veya görüntü olmaktan çıkar. Kültürel refleks haline gelir. Bir şeye nasıl güldüğümüzde, neyi skandal saydığımızda, hangi görüntüyü aradığımızda, kimi ahlaken yargıladığımızda, hangi bedeni dedikoduya çevirdiğimizde, hangi mağduriyeti eğlenceye dönüştürdüğümüzde kendini gösterir.
Bu bölümün temel sonucu şudur: Pornografi medyada çoğu zaman doğrudan pornografi olarak değil; mizah, skandal, ünlü ifşası, siyasi kriz ve ahlak paniği biçiminde görünür olur. Türkiye’de cinsellik açık ve sağlıklı biçimde konuşulmadığında, bu dolaylı diller pornografik bakışın taşıyıcılarına dönüşür. Mizah mağduru küçültebilir, skandal merakı büyütebilir, ahlak paniği ayrımları yok edebilir, dedikodu mahremiyet ihlalinin sosyal ağını kurabilir. Bu yüzden cinselliği konuşmamak toplumu daha ahlaklı yapmaz. Sadece cinselliği daha imalı, daha dedikoducu, daha ikiyüzlü ve daha zarar verici biçimde konuşturur.
Bu bölümün sonuç cümlesi şöyle kurulabilir: Türkiye’de pornografik bakış çoğu zaman açık görüntüyle değil, mizahın, skandalın, dedikodunun ve ahlak paniğinin içinden dolaşır. Cinsellik doğrudan konuşulamadığında, toplum onu kahkahayla, imayla, kınamayla ve merakla konuşur; fakat bu dil çoğu zaman rızayı, mahremiyeti ve mağduru görünmez kılar. Böylece pornografi ana akıma yalnızca görüntü olarak değil, bakış, başlık, şaka ve panik olarak da sızar. Ve bazen en pornografik şey görüntünün kendisi değil, o görüntü hakkında atılan kahkahadır.
Bu sahne sende ne bıraktı?